7 Şubat 2012 Salı

Ağız ve Diş Sağlığı - Hastalıklar ve Tedavileri

AFT ve UÇUK

Günümüzde pekçok insan tekrarlayan ağız yaralarından şikayetçidir. En sık görülen tekrarlayan ağız yaraları Aft ve uçuktur. Aft ve uçuk aynı belirtileri gösterdiği için, ağızda meydana geldiğinde birini diğerinden ayırmak zordur. Bu iki lezyonun oluşum nedenleri ve tedavisi tamamen farklı olduğu için ayırımı önemlidir.

AFT

Aft, ağız içinde genellikle dil üzerinde, yumuşak damakta, yanak ve dudak mukozasında ve farekste görülen, oldukça ağrılı, küçük, yüzeysel ülserlerdir. Bayanlarda erkeklere oranla daha fazla ortaya çıkar.
Aftın meydana gelmesini hızlandıran ve seyrini kötüleştiren pekçok faktör saptanmasına karşın, meydana gelme sebebi henüz tam olarak açıklanamamıştır.


Aft Oluşumunu Etkileyen Faktörler

Pekçok hastalıkta olduğu gibi, stres aft oluşumunun en önemli nedenlerinden biridir. Bayanlarda adet dönemi öncesi gerginlik dönemi de aft oluşumunu tetikler.
Domates, sirke, turunçgiller gibi asitli yiyecekler, tuzlu ve baharatlı çerezler, aft oluşumunu hızlandıran önemli faktörler arasında sayılmaktadır.
Sert yiyecekler, yanak ve dudağın ısırılması, diş fırçalama işleminin sert olarak yapılması gibi travmalar da aft oluşumu için uygun ortam hazırlar.
Bazı sistemik hastalıklarda, örneğin Behçet hastalığında, vücuttaki diğer belirtilerle birlikte ağız içinde aft oluşumu gözlenmektedir.
B12 vitamini ve demir eksikliğinin, ayrıca diş macunları içinde bulunan kimyasal bir maddenin de aft oluşumuna neden olduğu düşünülmektedir.

Aft Tedavisi

Aftın kesin tedavisi henüz bulunamamıştır. Herhangi bir tedavi uygulanmasa da ortalama 7-10 gün içerisinde kendiliğinden iyileşir.
UÇUK
Uçuk nadiren ağız içinde olsa da, genellikle dudak kenarı gibi ağız dışı bölgelerde görülen, içi sıvı dolu küçük kabarcıklara verilen addır. Genellikle ağrılıdır ve ağrı uçuk oluşumundan birkaç gün önce başlar. Bu kabarcıklar zaman içinde patlayarak kabuklanır. Ortalama 7-10 gün içerisinde iyileşir.

Ağız Kokusu

Kötü ağız kokusu diş hekimliğinde halitosis olarak adlandırılır. Ağız kokusu ne kadar bakımlı olursanız olun, insanların sizden uzaklaşmasına yol açacak kadar ciddi bir problemdir. Hem özel yaşamı hem de sosyal yaşamı olumsuz olarak etkiler.

Ağız kokusunun nedenleri iki grup altında toplanır ;

Ağız kokusu %90 oranında ağız içi nedenlerden kaynaklanır.
Düzenli ağız bakımı yapılmazsa, yiyecek artıkları dişler arasında, dilin ve dişetlerinin üzerinde birikerek ağızda kalır ve bir süre sonra kokuya neden olur.
Sarımsak, soğan gibi kötü kokulu yiyecekler yendiğinde, vücut bu gıdayı elimine edene kadar kötü koku ortadan kalkmaz.
Dişeti hastalığı sonucu meydana gelen derin dişeti ceplerine tam olarak ulaşılıp temizlik sağlanamaz. Bu cepler ağız kokusuna neden olur.
Ağızda bulunan çürük dişler, taşkın ve komşu dişlerle kontağı olmayan dolgular, anormal diş temasları ve diş morfolojisinin kaybı, yiyeceklerin bu bölgelerde birikmesine neden olarak ağız kokusu oluşturur.
Uyumsuz ve kötü kullanılan protezler ağız kokusuna neden olur.
Ağız içindeki tümörler ağız kokusuna neden olabilir.
Ağız kokusu sosyal yaşamda oldukça rahatsız edici bir durum olduğu için ihmal edilmemelidir. Zira ufak müdahalelerle bu sorundan tamamen kurtulabilirsiniz.

Ağız kokusundan kurtulmak için;

*Ağızdaki dişeti hastalıkları ve diş çürükleri tedavi edilmelidir.
*Ağız ve diş sağlığına dikkat edilmeli, günde en az iki kez florürlü bir diş macunu ile dişler fırçalanmalı ve günde bir kez dişipi kullanılmalıdır. Diş fırçalama sırasında dilin de fırçalanması gerekir.
*Kullanılan protezlerin bakımına özen gösterilmelidir.
Eğer ağız ve dişlerinize yapılan müdahalelerden sonra hala ağız kokusundan şikayetçi iseniz, diğer sebepleri de araştırmak gerekir.

Ağız kokusunun ağız ortamı dışındaki sebepleri ise şunlardır;

*Sinüs, bronş ve akciğer kaynaklı enfeksiyonlar ağız kokusuna neden olur.
*Şeker hastalığında ağızda asetona benzer bir koku oluşur.
*Karaciğer ve böbrek yetmezliği ağız kokusuna neden olur.
*Metabolik bozuklukların da ağız kokusuna neden olabileceği belirtilmiştir.
*Özellikle çocuklarda bağırsak parazitlerine bağlı olarak sabahları ağız kokusu görülebilir.
*Diyet yapanlarda ve oruç tutanlarda düzensiz yemek yemeye bağlı olarak ağız kokusu oluşabilir.

Ağız Kuruluğu

Ağız kuruluğu dişhekimliğinde kserostomia olarak adlandırılır. Tükrük bezlerinin tükrük salgılama fonksiyonlarının azalması sonucunda, ağız kuruluğu ortaya çıkar.
Ağız kuruluğunun nedenleri şunlardır ;

Ağız kuruluğu bazı ilaçların yan etkisi olarak ortaya çıkabilir. Ortalama 500 ün üstünde ilaç türü ağız kuruluğuna neden olmaktadır.
Tükrük bezlerinde meydana gelen hastalıklar ve tükrük bezlerinin cerrrahi olarak çıkartılması ağız kuruluğuna neden olur.
Yaşla birlikte tükrük salgısı azalır. Bazı sistemik hastalıklarda (diabet, hormonal hastalıklar, siyogren sendromu, nörolojik bozukluklar) ağız kuruluğu görülmektedir.
Radyoterapi, özellikle baş ve boyun radyoterapisi tükrük bezlerinde hasara neden olarak ağız kuruluğuna yol açar. Alkol ve kafein kullanımı ağız kuruluğuna neden olur.

Ağız kuruluğu meydana geldiğinde ;

- Özellikle kuru yiyecekler için yeme zorluğu,
- Dilde yanma, norma dışı his, sızlama,
- Ağzı nemli tutacak şeyleri sık uygulama ihtiyacı,
- Konuşma ve yutkunma zorluğu,
- Sık susama,
- Dudak kenarlarında kuruma ve çatlama,
- Tad duyusunda azalma, anormal tad hissi,
- Protez kullanımında zorluk,
- Kötü ağız kokusu ortaya çıkar.

Tükrük
ağız için önemli bir savunma mekanizmasıdır. Bu nedenle tükrük salgısının azalması ağız içinde çeşitli sorunlara yol açar.
Tükrük salgısının azalmasıyla tükrüğün yıkama fonksiyonu da azalacağı için bakteri plağı ve yiyecek artıklarının birikimi kolaylaşır. Bu nedenle dişeti hastalıkları ve diş çürükleri oluşumu artar.

Tükrük
oksijen içerir. Tükrük salgısındaki azalma sonucu ağız içerisindeki oksijen miktarı da azalır. Oksijenin azalması oksijensiz ortamda yaşayan anaerop bakterilerin kolayca üremesine neden olur. Anaerop bakteriler dişeti hastalıklarına, diş çürüklerine ve ağız kokusuna neden olur. Tükrük yapısında bulunan çürük oluşumunu engelleyen mineraller de azalacağı için çürük oluşumu artar.

Ağız Kuruluğunun Tedavisi
Eğer ağız kuruluğu kullanılan bir ilacın yan etkisi olarak ortaya çıkıyorsa ilaç değiştirilebilir.
- Sık sık ağzı ıslatmak için yudum yudum su içmek ve sulu gıdaların alımını arttırmak,
- Şekersiz sakız çiğnemek,
- Alkol, kafein, sigara ve şekerli yiyeceklerden uzak durmak,
- C vitamini almak,
- İçeriğinde alkol ve sodyum lauryl sülfat bulunan ağız bakım ürünlerini kullanmamak,
- Gerekirse yapay tükrük kullanmak,
- Yaşanan ortamın nemini arttırmak faydalı olabilir.

Tükrük
ağız için önemli bir savunma mekanizmasdır. Bu nedenle ağız kuruluğunu ihmal etmemek gerekir.

Diş Sıkma - Diş Gıcırdatma ( Bruxism )
Diş sıkma ve diş gıcırdatma genellikle uyku sırasında, çoğunlukla da hastanın farkında olmadan yaptığı aşırı çene hareketleridir. Son yıllarda, şehir hayatının getirdiği zorluklar ve stresli yaşam sonucunda toplumumuzda çok sık görülmeye başlanmıştır. Bu alışkanlığa sahip bireyler genellikle bu durumdan haberdar değildir.

Diş sıkma - Diş Gıcırdatma neden oluşur ?
Duygusal Stresler:
Stresli hayat tarzı, diş sıkma ve diş gıcırdatmanın en önemli nedeni olmakla birlikte, bu durumu hızlandırıcı bir faktördür. Vücudumuzda, stresin oluşturduğu etkileri görebileceğimiz ilk yer ağız ve diş bölgesidir. Aşırı titiz, hassas, sinirli bir yapıya sahip olmak da diş sıkma ve diş gıcırdatmada etkili bir faktördür. Zorlu bir durumla karşılaşıldığında moral vermesi için söylenen sık biraz dişini deyimi günlük konuşmada yerini almıştır.
Malokluzyon:
Dişlerin dizilimindeki bozukluklar yani malokluzyon, bruksizmin diğer bir nedenidir. Dizilimdeki bozukluklar gelişim sırasında oluşabildiği gibi, çok sayıda üst yüzeyi aşınmış eski protez ve dolgunun varlığında da gelişebilir.

Diş sıkma - Diş gıcırdatmanın belirtileri ve yarattığı sorunlar nelerdir?

Dişlerin birbirine sürekli teması ve sürtünmesi sonucunda dişlerin çiğneyici yüzeylerinde mine kayıpları görülür. Dişlerin çiğneyici yüzeylerinde oluşan bu aşınmalar özellikle ön dişlerde daha belirgin olur.
Diş yüzeylerinde meydana gelen aşınmaların ilerlemesi ya da hızlı gelişmesi sonucunda dişlerde hassasiyet, yani soğuk ve sıcağa karşı aşırı duyarlılık gözlenebilir.
Diş gıcırdatma sonucu ön dişlerin kesici kenarlarında ve arka dişlerin çıkıntılı kısımlarında mikroçatlaklar oluşur. Bu çatlaklar zamanla büyüyerek dişlerde kırılmalara neden olabilir.
Diş sıkma ve diş gıcırdatmanın dişeti hastalıkları ve yanlış diş fırçalamayla birlikte görülmesi halinde, dişetlerinde çekilme ve diş sert dokuları üzerinde çentikler oluşmaktadır. Bu çentikler hassasiyet ve aşırı duyarlılığa yol açtıkları gibi, dişin kırılmasına de neden olabilir.
Diş gıcırdatma alışkanlığının uzun yıllar devam etmesi sonucunda dişlerde sallanmalar başlayabilir. Özellikle bir yada birkaç dişe fazla kuvvet gelmesi durumunda, ilgili dişlerde ağrı görülebilir ve zamanla bu dişler kaybedilebilir.
Gece boyu süren çene aktivitesine bağlı olarak, sabahları yorgun kalkma, başağrısı, şakak ve yanak bölgesinde kas ağrısı görülebilir.
Çene eklemine aşırı yük gelmesi sonucunda eklemde kilitlenme, çıtırtı sesleri ve ağrı olabilir.
Sürekli ısırmaya bağlı olarak, yanak içinde dişlerin birbirleriyle temas ettiği hizada, sürekli ısırmaya bağlı olarak
irritasyonlar ve beyaz çizgi şeklinde bir hat gözlenebilir.
Bu belirtilerin hepsi yada birkaçı diş sıkma ve diş gıcırdatmanın başlamasından hemen sonra gözlenmez. Belirtilerin ortaya çıkması rahatsızlığın şiddetine göre uzun yıllar sürebilir. Bazı durumlarda ise çok az belirti görülür.

Diş Sıkma - Diş Gıcırtmanın Tedavisi ;

Bu rahatsızlıkta tedavinin birinci amacı, çene ekleminde geri dönüşümsüz zararlar bırakan, normal dışı çene hareketlerini engelleyerek çene eklemini korumak, varsa ağrıyı ortadan kaldırmak ve dişlerin aşınmasını engellemektir. Bu amaçla, hastanın gece uyurken takacağı, dişlerine uygun olarak hazırlanan silikon plaklar kullanılmaktadır. Plak uyku esnasında dişlerin birbiriyle direkt temasını keserek aşınmayı engellemekte, böylece çene eklemini rahatlatmakta ve ağrıyı ortadan kaldırmaktadır. Ancak şiddetli vakalarda gece plağının yanısıra stresi azaltmaya yönelik tedaviler, kas gevşetici ve uyku düzenleyici ilaçlar kullanılması gerekebilir. Bu tip rahatsızlıklarda dengeli bir diş teması ve çene hareketlerinin sağlanması için, eski yada hatalı yapılmış dolgu ve protezlerin yenilenmesi ve mutlaka eksik olan dişlerin uygun görülen protez uygulamalarıyla tamamlanması gerekir. 
Çocuk Ağız ve Diş Sağlığında Genel Bilgiler ;

Çocukların Dişleri Niye Çürüyor?
Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler.
Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.
Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.
Özellikle annelerin sıklıkla yaptığı bir hata da emzik ya da biberonu şeker, reçel vb. gibi gıdalara batırarak çocuklara vermeleri veya uyku aralarında şekerli süt, meyve suyu gibi gıdalara alıştırmalarıdır. Böylece beslenme düzensizliğinden dolayı dişler çürümeye yatkın hale gelir.

Çürük Oluşumu Engellenebilir mi?
Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı yada ilaç henüz geliştirilemedi. Ancak, çürük sayısını azaltmaya yönelik bazı malzemeler günümüzde kullanılmaktadır, bunlardan birisi; “fissür örtücü” dediğimiz malzemedir. Diş çürükleri genellikle azı ve küçükazı dişlerinin, çiğneyici yüzlerinde bulunan “fissür” adı verilen oluklarda başlar. Bahsettiğimiz malzemeyle olukların üzeri kapatılıp, o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürük başlaması önlenir. Bu işlem, 6 yaşından itibaren çıkan kalıcı azı ve küçükazı dişlerine de uygulanabilir.
Çürüğü engellemenin başka bir yolu da dişlerin çürüğe karşı direncini artırmaktır. Dişlere yüzeysel florür uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.

Süt Dişlerinin Önemi Nedir?
Süt dişlerinin birinci görevi çocuğun düzgün beslenmesini sağlamaktır. Ayrıca konuşmanın düzgün gelişimi de süt dişlerinin varlığına bağlıdır. Bunların yanında aşağıdaki gibi bir görüntü, hiç kimsenin çocuğunda görmek istemeyeceği ciddi estetik sorunlara yol açmaktadır.
Süt dişleri kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korumakta ve kalıcı diş sürerken ona rehberlik yapmaktadırlar.
Süt dişi erken çekildiği zaman bu doğal yer tutuculuk fonksiyonu da ortadan kalkmaktadır.

Süt Dişlerindeki Çürükler Tedavi Edilmeli mi?
Tedavi edilmeyen süt dişi çürükleri, ağrı, kötü koku, çiğneme zorluğu, beslenme bozukluğu ve çirkin görüntüye yol açar. Bu dönemdeki tedavi edilmeyen diş bozuklukları, ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerine (romatizmadan kalp rahatsızlıklarına kadar) sebep olabilecektir. Dolayısıyla süt dişlerindeki çürükler, “nasıl olsa yerine yenileri gelecek” yanılgısına düşmeden tedavi edilmelidir.
Süt dişlerindeki çürükler ; ağrı ile çocuğun çok küçük yaşlarda tanışmasına ve gelecekte bazı fobileri olmasına neden olabilir . Ayrıca bu çürükler süt dişlerinin çok erken kaybına neden olabilir.

Çocuklarda Diş Yaralanmaları
Çocuklarda dişlerin zarar gördüğü kazalarda zaman kaybetmeden müdahalede bulunulmalıdır. Doğru tanı konması çok önemlidir. Bunun için hekiminiz size, kazanın ne zaman ve nerede olduğunu, darbenin ne taraftan geldiğini, kaza sonrası baygınlık, kusma, hafıza kaybı vb. olup olmadığını soracaktır. Verilen bilgiler doğrultusunda en doğru tedavi uygulanabilecektir.
Çocuklardaki diş yaralanmaları, bazen kalıcı dişin tamamıyla yuvasından ayrılmasına sebep olabilir. Bu durumda çıkan diş ile birlikte acilen dişhekiminize gitmelisiniz. Bu esnada diş, bir bardak sütün içinde, eğer süt mevcut değilse, temiz bir su içinde muhafaza edilmelidir.

Bebeklerde Ağız Bakımı
Bebeklerin, en azından ilk dört ay anne sütü ile beslenmeleri ağız çevresindeki yumuşak doku ve kas fonksiyonlarının normal gelişimini sağlayacaktır. Anne sütünün yetersiz olduğu durumlarda fizyolojik başlıklı (damaklı, kesik uçlu) biberon kullanımı gerekir.
Bebekler 1 yaşından itibaren bardak ve kaşıkla beslenmeye alıştırılmalıdır.
Biberonla beslenme en fazla 2 yaşına kadar devam edebilir. Parmak emme, yalancı emzik kullanma gibi alışkanlıklara 2 – 2,5 yaşına kadar izin verilebilir. Eğer parmak emme alışkanlığı mevcutsa, bunun sebebi araştırılarak 3 – 6 yaş arasında bu alışkanlık mutlaka giderilmelidir.
Solunum problemleri, çene gelişmesi üzerine olumsuz etki eder. Burundan değil de, sadece ağızdan soluma durumu mevcutsa (bu durum uykuda daha iyi anlaşılır) muhakkak kulak burun boğaz uzmanına danışılmalıdır.

Çocuklarda Diş Fırçalama Ne Zaman Başlamalıdır?
Bebek 6-8 aylıkken, (yani ilk dişler ağızda göründüğünde) temizleme işlemi başlamalıdır. Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce dişleri (en azından çiğneme yüzeylerini) temiz bir tülbent ya da gazlı bezi ıslatarak silmek, temizlemek yerinde olur.
Diş fırçası kullanımına ise çocuğun arka dişlerinin çıkmasından sonra (ortalama 2,5 - 3 yaşında ) başlanması uygundur.
Okul öncesi çocuklarda diş fırçalama için bir teknik uygulatmak çok zordur. Bu yaşlarda önemli olan, çocuğa diş fırçalama alışkanlığı kazandırmaktır. Çocuklar diş fırçalarken çoğu zaman dişlerin görünen ya da kolay ulaşılan yüzlerini fırçalar. Oysa çürüklerin önlenmesi için dişlerin ara yüzleri ve çiğneyici yüzeylerini çok daha iyi temizlemek gerekir. Bu nedenle fırçalamadan sonra Anne-Babanın kontrolü iyi olur.

Çocuklar İçin Nasıl Bir Diş Fırçası Seçilmeli?
Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş diş fırçaları kullanılmalıdır. Sert fırçalar dişleri aşındıracağı için kullanımı uygun değildir. Eskimiş bir süpürgeyle süpürme işlemi nasıl yapılamazsa, eski bir fırçayla da dişler fırçalanamaz. Fırça kılları aşınır aşınmaz (Ortalama 6 ay) mutlaka değiştirilmelidir.

Çocuğuma Dişlerini Günde Kaç Kez Fırçalatmalıyım?
Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce, sadece üçer dakikalık etkili bir fırçalama işlemi yeterlidir. Her iyi alışkanlık gibi diş fırçalama alışkanlığı da çocukluk döneminde kazanılacaktır.

Çocuklarda Bazı Ağız ve Diş Problemleri :
1) Diş Gıcırdatma:
Nedenleri : Stress, agresif, takıntı veya sıkılgan kişilik yapıları, anne-babası diş gıcırdatan çocuklar bu alışkanlığa daha eğilimlidir.
Belirtileri : Dişlerde aşınma, uyurken çıkartılan gıcırdatma sesleri, yüz kaslarında ağrı, çene ekleminde problemler, baş ağrısı, dişlerde sallanma ve hassasiyet.
Tedavisi : Öncelikle psikolojik açıdan diş gıcırdatmaya yol açan faktörler ortadan kaldırılmaya çalışılır.
Bu başarılamaz, hastaya takıp çıkartılabilien bir gece plağı yapılır.


2) Parmak Emme:
Nedenleri : Parmak emme küçük yaşlarda sık görülen bir alışkanlıktır. Genellikle dört yaşına kadar kendiliğinden ortadan kalkar. Alışkanlığın sürekli dişlerin çıktığı yaşlarda da sürmesi, bu dişlerde ve damakta yapısal bozukluklara yol açar. Bu bozuklukların nedeni parmağın ön dişlere ve damağa uyguladığı başınçtır. Ortaya çıkan bozukluğun derecesi emmenin süresine, sıklığına, şiddetine ve emme sırasında parmağın pozisyonuna bağlıdır.
Tedavisi : Parmak emmeyi önlemenin en etkili yolu parmak emmeye eğilim gösteren çocuğu emziğe alıştırmaktır. Emziğin hem verdiği zarar daha azdır, hemde daha kolay bırakılabilir.
Tedavinin zamanlaması çok önemlidir. Çocuğun kendisi bu alışkanlıktan kurtulmayı istemedikçe, tedavinin başarıya ulaşması imkansızdır.
Çocuğun çevre baskısına uğramaması ve alay edilmemesi için okul çağından önce bırakması psikolojik yönden çok faydalıdır.
Çocuk baskı altına alınmadan cesaretlendirilerek, ödüllendirilerek pozitif yönlendirilmelidir.
Eğer her şeye rağmen 6 yaşına kadar alışkanlık kırılamamışsa diş hekimine başvurularak profesyonel yardım alınması gereklidir.

3) Emzik
Bebekler için emmek rahatlamanın ve güven içinde hissetmenin en doğal yoludur.
Eğer bebek parmak emme eğilimi gösteriyorsa, derhal emziğe yönlendirilmelidir. Emzik parmak emmeye göre hem daha az zararlıdır; hem de sonraki yaşlarda daha kolay bırakılabilir.
Emzik günün büyük bir bölümünde değil, sadece gerekli olduğunda verilmelidir.
Yapısal bozukluklara yol açmamak için, mümkün olduğu doğal meme yapısındaki emzikler seçilmelidir.
Emziklerin yapısının sağlamlığı her gün kontrol edilmelidir.
Emziğin büyüklüğü ağzın yapısına uygun olmalıdır.

4) Biberon çürüğü
Bebeğimin dişleri sürer sürmez çürüdü. Nedeni ne olabilir?
Bebeklerde bazen dişlerin üzerinde sürer sürmez kahverengi lekeler oluştuğu ya da bu dişlerin kırılıp döküldüğü gözlenir. Aslında bu lekeler diş çürükleridir ve dişler de çürük nedeniyle kırılır. Bu kadar erken bir dönemde çürük oluşmasının nedeni de biberon çürüğü adı verilen çürüklerdir. Bebek beslenmesinde en önemli besin olan anne sütü ya da inek sütü doğal olarak şeker içerir. Gece yatmadan önce yada uyku sırasında bebek anne sütü ya da biberon emerse süt ağızda birikerek mikropların dişleri çürütmesi için elverişli bir ortam oluşturur. Bu nedenle özellikle gece beslenmesi sonrası dişlerin temizliğine özen gösterilmelidir.

Biberon çürüğünden korunmak için ne yapmak gerekir?
Bebeklerde meydana gelen çürüklerin tedavisi çok güç olduğundan, koruyucu önlemlerin erken dönemde alınması gerekir.

Bunlar nelerdir?
Bebeğinizin gece ağzında biberonla uyuma alışkanlığını önleyin.
Beslendikten sonra uyutmaya çalışın.
Biberondaki süte şeker, bal pekmez gibi tatlandırıcılar ilave etmeyin.
Bebek beslendikten sonra mutlaka su içirin.
İlk dişlerin sürmeye başlamasıyla gece ve sabah beslenmeleri sonrası temiz, ıslak bir tülbent ile dişlerini silerek temizleyin.

Biberon çürüğünün önemli midir?Biberon çürüğü görülen dişler tedavi edilmezse ağrı yapar ve iltihaplanır. İltihaplı ya da ağrıyan dişler bebeğin huzursuzlanmasına ve beslenme düzeninin bozulmasına neden olur. İltihap alttan gelecek kalıcı dişler de etkileyip şekillerinin bozuk olmasına yol açar. Bu dişler çekilmek zorunda kalırsa çocukta konuşma problemleri ortaya çıkabilir.

Biberon emmediği halde bebeğimin dişleri çürüdü neden olabilir?
Biberonun yanı sıra emziklerin ağlayan bebekleri susturmak amacıyla bal, pekmez, reçel gibi tatlandırıcılara batırılarak verilmesi de biberon çürüklerinin başka bir nedenidir. Bunun yanı sıra, dişler sürdükten sonra oyalanmak amacıyla bebeğin eline verilen karbohidratlı-şekerli gıdalar da diş çürüklerine neden olur. Çocuğu bu tür gıdaların yerine elma, havuç gibi besin değeri yüksek; diş temizliğine yardımcı gıdalara yönlendirmek gerekir.

Çocuklarda Hangi Diş Macunu Ne Kadar Kullanılmalıdır?
Bebeklik döneminde ve üç yaşına kadar çocuklarda diş macunu kullanımı önerilmez. Diş macunu kullanımına üç yaşından sonra başlanmalıdır.Ancak reklamlarda gördüğünüz gibi 3-5 cm. değil, bir leblebi kadar macun fırçalama için yeterli olacaktır.
Diş macunu kullanımına başlandığı dönemde, florürlü diş macunlarından herhangi biri tercih edilebilir. Önemli olan çocuğun seçilen macunun tadını sevip istek duymasıdır.
Fırçalama işleminde macundan çok, etkili bir fırçalama işleminin önemli olduğunu unutmamak gerekir.

Çocuk Dişlerinde Acil Durumlar
Diş Ağrısı:
Ağrıyan dişin çevresini temizleyin. Ilık tuzlu su ile gargara yaptırın ve eğer varsa sıkışmış yiyecek artıklarını diş ipi ile uzaklaştırın. Asla dişin üzerine aspirin ya da benzeri ilaçlar koymayın. Çocuğunuza daha önce de denemiş olduğunuz bir ağrı kesici verin ve en kısa sürede bir diş hekimine götürün.
Isırılmış Dudak, Dil, Dudak Yada Yanak:Yaralı bölgeye buz koyun. Eğer kanama varsa, temiz bir gazlı bez ile hafifçe basınç uygulayın. Kanama 15 dakika içinde durmazsa diş hekiminize başvurun.

Diş Tümüyle Çıkmışsa:
Dişi bulun. Köküne mümkün olduğunca dokunmadan alın. Diş hekimine gidene kadar dişi saklamak için en ideal ortam süttür. Temiz bir kapta sütün içinde koruyarak en kısa sürede diş hekiminize gidin.


Süt Veya Sürekli Dişlere Travma:Hiç zaman kaybetmeden diş hekiminiz ile temasa geçin. Travmalardan sonra her kaybedilen saat oluşan hasarı büyütmektedir.

Diş Hekiminize ulaşana Kadar:
Yarayı ılık su ile temizleyin. O bölgeye soğuk kompres uygulayın. Varsa Kırık diş parçalarını saklayın.
Süt dişleri toplam 20 tanedir.
Süt dişlerinin aralarının açık olması normaldir. Bunun nedeni yerlerine gelecek daimi dişlere yer sağlamaktır.
Süt dişlerinde de çürük oluşabilir. Bu çürüklerinde mutlaka tedavi edilmesi gerekir.
Süt dişleri iltihaplanmış ise önce kanal tedavisi denenmeli, mümkün olmazsa diş çekilmelidir.
Süt dişleri zamanından önce çekilirse, alttan gelen daimi dişe yer kalmaz ve yer darlığı oluşur.  


Ağız Kanserlerinin Sıklığı ve Ciddiyeti
Ağız kanserlerinin çoğunluğu 45 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve erkeklerde oluşma olasılığı kadınlara oranla 2 kat fazladır.
Ağız kanserlerinin oluştuğu bölgeler sıklıkla; dil, ağız tabanı, dil köküne yakın yumuşak damak alanları, dudaklar ve dişetleridir. Ağız kanserleri erken dönemde teşhis edilerek tedavi sağlanmazsa yayılarak sürekli ağrı, fonksiyon kaybı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz ve ağız deformiteleri, hatta ölümlere neden olabilir. Dişhekimine düzenli aralıklarla gidilmesi ağız kanserlerinin erken dönemde yakalanması açısından da önemlidir.

Ağız kanserlerinin nedenleri nelerdir?
Ağız kanserlerinin kesin nedeni tam olarak bilinmez. Bununla beraber, tütün ürünleri, alkol ve bazı besinlerdeki karsinojen maddeler ve fazla güneş ışığına maruz kalınması gibi faktörlerin ağız kanseri riskini arttırdığı bulunmuştur. Genetik yatkınlık ta ağız kanserleri için risk faktörleri arasındadır.

Ağız kanserlerinin muhtemel belirtileri
Ağız içinde veya etrafında beyaz veya kırmızı renkli alanlar Ağız içinde hassas, tahriş olmuş, kabarık veya kalınlaşmış alanların olması Ağızda veya boğazda tekrarlayan kanamalar Seste boğukluk veya boğazda yutulamayan cisim hissi Çiğneme ve yutma güçlüğü Dil ve çene hareketlerinde zorlanma Dil veya ağzın diğer bölgelerinde his kaybı, uyuşukluk Alt veya üst çenede meydana gelen şişlikler ve bunun sonucu mevcut protez uyumunun bozulması Ağız kanseri lezyonları başlangıç döneminde ağrısızdır, kanser ilerleyerek sağlıklı ağız dokularında harabiyet oluşturdukça ağrı şikayeti de başlar. Kişinin kendinin ağız kanserini fark etmesi güç olabilir. Bu nedenle düzenli dişhekimine gidilmesi son derece önemlidir.

Ağız kanseri riskinin azaltılması için:
Sigara, pipo gibi tütün ürünlerinin kullanmayınız, tütün çiğnemeyiniz.
Alkol kullanıyorsanız, aşırıya kaçmayınız.
Hem alkol hem de tütün ürünlerini kullanan kişilerde ağız kanseri riski alkol ve tütün ürünlerini kullanmayan kişilere göre 15 kat artmıştır.
Meyve ve sebzeden zengin diyetle besleniniz (araştırmalar bu tür diyetin ağız kanseri riskini azaltabileceğini ileri sürmektedir)
Düzenli olarak dişhekimine gitmeyi ihmal etmeyiniz…

SİGARA VE AĞIZ SAĞLIĞI
Sigara ve tütün kullanımı ağız için oldukça zararlıdır. Bu zararları şöyle sıralayabiliriz:

*Dişlerin üzerinde katran artıkları veya koyu-kahverengi lekeler birikir.
*Damakta kırmızı renkli iltihabi oluşumlar gözlenir
*Dişeti hastalığına yatkınlık
*Kötü ağız kokusu
*Siyah kıllı dil görüntüsü
*Ağızda doku bozuklukları (oral lezyonlar)
*Dişeti çekilmesi
*Ağız kanseri
Tütünün en büyük zararlarından birisi ağız kanseridir. Genelde ağız kanserlerinin %75′inde sigara ve alkol alışkanlığı olduğu saptanmıştır. Kişi sigarayı bırakırsa ağız kanseri riski hemen ve önemli ölçüde azalır. Sigara bırakıldıktan 10 yıl sonra ağız kanseri olma riski, hiç sigara içmeyeninkine denk olur.

Ağız kanserinin tespiti
*Ağızda ve boyunda ağrısız, alışılmadık şişlik, yumru ve şişlik oluşumu
*Ağız içinde yer yer kırmızı ve beyaz alanlar
*Ağız veya boğazdan gelen tekrar eden kanamalar
*çiğneme- yutkunma zorluğu
Düzenli olarak diş kontrollerini yaptırmanız erken tanıda önemlidir. Anormal bir doku değişikliği varsa biopsi alınarak teşhise yollanır. Eğer ağız içinde anormal bir doku değişikliği varsa hemen hekiminize başvurmalısınız.

Ağız kanserini nasıl tespit edersiniz?
Şu durumlarda yüksek risk altındasınız demektir:
*sigara ve tütün kullanımı
*aşırı alkol tüketimi
*sürekli güneş ışığına maruz kalma
*dudak ısırma, yanak çiğneme alışkanlığı
*kötü yapılmış protezler

Bazı erken işaretler:
*yüz, boyun ve ağızda 2 hafta içinde iyileşmeyen ağrılar, uyuşuk alanlar
*dudak, dişeti veya diğer ağız bölgelerinde oluşan şişlik, yumru veya kabarcıklar
*beyaz, kırmızı veya koyu renkli alanların oluşması
*ağız içinde tekrar eden kanamalar


7 KOLAY ADIMDA KANSER TESTİ:
1- BAŞ-BOYUN aynada başınıza ve boynunuza bakın. Yüzün solu ve sağı aynı şekle sahip olmalıdır. Yüzünüzün sadece bir tarafında oluşan kabarcık ya da yumru oluşup oluşmadığını kontrol edin.
2- YÜZ cildinizi kontrol edin. Renk, şekil değişikliği, yeni ben oluşumu ya da ağrılı alanlar var mı?
3- BOYUN yan ve ön kenarları parmakla kontrol edin. Hassas bir alan hissediyor musunuz?
4- DUDAK alt dudağınızı dışarı- aşağı çıkardığınızda herhangi bir renk değişikliği ya da ağrılı bir alan fark ediyor musunuz? Alt dudağınızı parmağınızla yoklayın, tekrar kontrol edin. aynı işlemi üst dudak için de tekrarlayın.
5- YANAK yanakların iç kısmında beyaz, kırmızı, koyu renkli lekeler var mı? İşaret ve baş parmağınızla yoklayarak şişlik veya ağrılı bir alan olup olmadığını kontrol edebilirsiniz.
6- DAMAK damağınızı görmeye çalışın. Şişlik, hassasiyet, renk değişikliği var mı?
7- DİL dilinizi dışarı çıkarıp renk ve yüzey yapısını kontrol edin. Sağına, soluna, üstüne ve altına bakın.

Beslenme ve Diş Sağlığı

Şeker yeme sizin de bildğiniz gibi diş çürütme de büyük bir etkendir. Tabi bu ne kadar şeker yediğinize de bağlı. Ne zaman ve nerde ne kadar şeker yiyeceğinizi bilmemiz sağlığınız açısından oldukça önemli. Bütün gün boyunca şekerli yiyecekler yediğiniz ve soda içtiğiniz zaman diş minesi dişlerinizi bu asitlere karşı korur.
Şekerlemeler, nane şekerleri daha fazla şeker içerdiğinden agız içerisinde daha fazla etkiye sahiptir. Çogu uzman böyle şekerli maddelerin yemeklerden en az 3 saat sonra alınması gerektiğini söylemektedir.

Şekerli ya da nişastalı yiyeceklerin yemekle beraber yenilmesi yalnız yenmesinden ağız açısından daha az zarar verici hale gelmesini sağlar.Çünkü bu sırada şekeri ve ağızdaki bakterileri temizleyen tükürük üretimi artar. Yatmadan önce şekerli yiyecekler yenmesi çok daha büyük derecede zararlıdır. (özellikle dişlerinizi fırçalamadıysanız). Çünkü uykunuzda vücudunuz yeteri kadar tükürük salgılaması yapamaz.
Çoğu insan için şekerli yiyecekleri bırakmak onlardan vazgeçmek kolay değildir.
Bu yüzden bu geçerli olan çözümleri deneyiniz;
*yemekle beraber korbonhidrat alın…
*yemekten sonra dişlerinizi fırçalayamıyorsanız ağzınızı iyice çalkalayın veya ağız ve diş temizleyici olan sakızlardan çiğneyiniz .
*Eğer hafif yemek yiyecekseniz şekersiz yiyecekler yeyiniz.(peynir, patlamış mısır, yoğurt gibi) 
Diş Apsesi

Dişin sinirinin travma, bakteriler ve kimyasal veya mekanik tahrişlerle ölümünü takiben, enfeksiyon kök ucundan çevre dokulara yayılır. Zamanla kök ucu çevresindeki kemikte lokalize bir cerahat toplanması meydana gelir. Bu durum diş apsesi olarak adlandırılır. Zamanla bu cerahat kemiği eriterek kendine bir yol bulur ve dişeti üzerinde içi irinle dolu bir şişliğe dönüşür. Bu aşamadan sonra diş kaybedilebilir.


BELİRTİLERİ
*Dişte bir rahatsızlık meydana gelir, üzerine basıldığında dişin kemiğin içine doğru hafifçe hareket ettiği hissedilir.
*Olay ilerledikçe, kök etrafındaki yumuşak dokularda şişlik meydana geldiği için ağrı artar.
*Zamanla yüzde şişlik meydana gelir. Şişlik dişin ve kemiğin durumuna göre, başlangıç yerinden uzakta olabilir. Bu aşamada diş daha ağrılı, uzamış ve sallanır bir haldedir.
*Mevcut cerahat dokuların en zayıf yerinden kendine bir yol bularak, ağız içine veya ağız dışına akar. Bu nedenle ağızda kötü tat ve koku meydana gelir. Cerahat akmaya başladığında ağrı azalır.
*Hafif ateş ve lenf bezlerinde şişlik olabilir. Genel kırıklık söz konusudur.




TEDAVİSİ
Dişhekiminize gitmeden önce, ağrıyı geçirmek için ağrı kesici alabilirsiniz. Ancak, kesinlikle doğrudan dişinizin veya dişetinin üzerine aspirin, kolonya ve alkol gidi maddeler uygulamayın.
Geçmişte apseli dişler için tek tedavi seçeneği o dişin çekilmesiydi. Bazı durumlarda dişin çekilmesi uygun bir seçenek olsa da, günümüzde apseli dişler çeşitli tedavi yöntemleriyle kurtarılabilmektedir.
Apsenin tedavisindeki ilk adım enfeksiyonu gidermek ve yayılmasını önlemek amacıyla uygun bir antibiyotiğin kullanılmasıdır. Ayrıca ağrıyı gidermek için uygun bir ağrı kesici de alınabilir.
Antibiyotik tedavisi ile enfeksiyon kontrol altına alındıktan sonra, dişin kanalları açılarak temizlenir ve iltihabın boşalması sağlanır. İltihabın boşalması için dişin üzeri bir süreliğine açık bırakılabilir. Şişlik azaldıktan sonra, kanalların içi temizlenir, dezenfekte edilir ve uygun bir geçici kanal dolgu maddesi ile doldurulur. İyileşme gerçekleşene kadar, belirli aralıklarla geçici kanal dolgu maddesi değiştirilerek pansuman yapılır. Bazı durumlarda bu pansumanlarla tam iyileşme sağlanırken, bazen enfeksiyon tam olarak tedavi edilemez. Bu durumda cerrahi bir operasyonla, kök etrafındaki enfekte doku ve bazen kök ucunu içeren küçük bir kısım ortadan kaldırılır. 
Diş Beyazlatma

Günümüzde dişlerin görünümü ve gülümseme, sosyal ilişkilerde oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, dişlerdeki renk ve şekil bozuklukları kişide psikolojik rahatsızlıklara neden olabilmektedir. Diş hekimliğinde restorotif ve estetik materyallerin gelişmesiyle , bu tip estetik problemlerin bir çoğu ucuz, pratik ve zararsız metodlarla çözümlenebilmektedir.

DİŞ BEYAZLATMA - BLEACHING NEDİR?
Bleaching (diş beyazlatma) işleminde, dişin mine ve dentin tabakalarına nüfuz edilerek bu bölgelerde oluşan renklenmeler kaldırılıp, dişin rengi istenilen tona kadar beyazlatılabilmektedir.

DİŞ BEYAZLATMA - BLEACHING İŞLEMİ NASIL UYGULANIR?
*Diş hekiminiz ağzınızdan ölçü alır. Bu ölçü ile laboratuvarda size özel silikon kalıplar hazırlanır.
*Çene ve diş yapınıza özel olarak hazırlanmış silikon kalıplar ağzınıza adapte edilir ve kontrolleri yapılır.
*Diş hekiminiz dişlerinize uygun beyazlatıcı ilacı seçer ve doz ayarlaması yapar.
*Diş hekiminizin belirlediği zaman süresince (günde 2-8 saat) silikon kalıplar sizin tarafınızdan dişler üzerine takılır. *Genellikle, pratik olduğu için gece uyku süresince takılması tercih edilir.
*Bu uygulamaya, renklenmenin derecesine, istenilen renk tonuna ve hastanın yaşına göre 7-15 gün devam edilir.
*Bu süre zarfında dişhekiminiz düzenli olarak kontrol ederek, gerekirse ilaç dozu, kullanım miktarı ve süresini değiştirecektir.

DİŞ BEYAZLATMA - BLEACHING GÜVENLİ BİR UYGULAMA MIDIR?
Yapılan araştırmalara göre, diş hekiminizin belirteceği hususlara düzenli uyulduğu taktirde, bleaching kesinlikle güvenli bir uygulamadır. Dişlere ve dişetine hiçbir zararı yoktur.

BEYAZLATMA - BLEACHING TEDAVİSİNİN ZORLUKLARI NELERDİR?
Sigara kullanıyorsanız, slikon plaklar ağzınızdayken sigara içmemeniz gerekmektedir. Tedavi süresince hafif sıcak-soğuk hassasiyeti gelişebilir. Ancak dişler üzerine flor uygulanarak bu problem bertaraf edilir. 

 Diş çekimi nedir?
Koruyucu tedavi yöntemleriyle kurtarılmasına imkan olmayan dişlerin ağız içerisinde uzaklaştırılmasıdır.

Diş çekimi öncesinde hasta tarafından bilinmesi ve uygulanması gerekenler:
Herhangi bir sistemik rahatsızlığınız (kalp hastalığı,şeker,yüksek tansiyon,kanama problemi) bulunuyorsa bu hastalığınızı hekiminize bildiriniz.
Bu hastalıklara bağlı olsun ya da olmasın,düzenli kullandığınız ilaçları mutlaka hekiminize bildiriniz.
Diş hekiminizin size çekim öncesinde ve sonrasında verdiği ilaçları düzenli ve saatinde kullanınız.Aklınıza takılan herhangi bir konuda diş hekiminize ulaşmakta tereddüt etmeyiniz.
Diş çekimi yahut cerrahi işlem öncesinde dişlerinizi düzenli fırçalayınız ve antiseptik gargara yapınız.
Diş çekimi esnasında hiçbir şekilde ağrı hissetmeyeceksiniz,buna karşın baskı hissi ve çalışma alanından gelen seslere karşı mümkün olduğunca sakin olunuz.Gerekirse doktorunuzun kontrolünde sakinleştirici kullanabilirsiniz.

Diş çekimi ve cerrahi işlem sonrası uyarılar,yapılması gerekenler:
Ağzınızı en az yarım saat boyunca çalkalamayınız,iki saat boyunca hiçbir şey yiyip içmeyiniz
Diş hekiminizin önerisi doğrultusunda operasyon sahasına dışarıdan soğuk kompres yapınız.
Konulan tamponu yarım saat boyunca sıkıca ısırınız.Çekimi takip eden saatlerde sık tükürmeyiniz. Çekim yarasını kurcalamayınız ve bir gün boyunca üzerinde yemek yemeyiniz.
Diş çekimi sonrasında 6-24 saat boyunca sızıntı şeklinde kanamanız olabilir.Bu kan tükrüğünüze karışıp onu boyar ve size çok kanamanız varmış gibi gelebilir.Endişelenmeyiniz ve çok kanamanız olduğuna kanaat getirirseniz diş hekiminize başvurunuz.
Sıcak şeyler yiyip içmeyiniz.Soğuk ve ılık yiyecek ve içecekler tercih ediniz.Sıcak banyo yapmayınız,sıcak ortamlarda bulunmayınız,güneşte dolaşmayınız.
Dişlerinizi düzenli olarak fırçalayınız ve ağzınızı temiz tutunuz.çekim bölgesini yumuşak fırçalayınız.
En az 5 gün boyunca sigara içmeyiniz.Sigara çekim bölgesini iyileşmesini geciktirmekte ve enfeksiyona sebep olmaktadır.
Bir hafta boyunca havuza girmeyiniz.
Uyuşukluğun geçmesini takiben ağrınız olursa diş hekiminizin size tavsiye edeceği bir ağrı kesiciyi kullanabilirsiniz.Aspirin kullanmayınız.
Diş hekiminiz tarafından size verilen ilaç ve gargaraları düzenli ve saatinde kullanınız.
Eğer operasyon bölgesine dikiş atıldıysa bir hafta sonra dikişlerinizi aldırmak için diş hekiminize başvurunuz.
Yüzünüzde şişme (kemik cerrahisi hariç), şiddetli ağrı,ve 24 saati geçen şiddetli kanamanız olursa vakit geçirmeden diş hekiminize başvurunuz. 

Diş Çürüğü Nedir ?

Diş çürükleri, dişlerin çiğneme yüzeylerinde kahverengi, siyah gibi koyu renklerde görülen, dişlerin birbiriyle yan yana temas ettikleri ara yüzlerinde ise, ya tebeşirimsi beyaz olarak izlenebilen ya da sadece röntgenle tespit edilebilen, bakterilerin neden olduğu hastalıklardır. Diş çürüklerinin ilerlemesi halinde, dişler üzerinde yiyecek artıklarının buralara birikebileceği oyuklar meydana gelir. Müdahale edilmemesi durumunda önce soğuk ve sıcak yiyecek ve içeceklerde hassasiyet devamında da sürekli ağrı meydana gelir.


DİŞ ÇÜRÜĞÜ NASIL OLUŞUR?
Ağızdaki sert dokular ve dişler üzerinde, bakteriler, bakterilerin dişe tutunmak için salgıladıkları dekstran ismindeki yapışkan madde ve yiyecek artıklarından oluşan bakteri plağı olarak adlandırdığımız bir tabaka bulunur. Plağın içindeki bakteriler küçük yiyecek artıklarını sindirerek organik asitleri açığa çıkarırlar. Bu asitler, dekstran nedeniyle uzun süre dişle temas ettiği için, dişin minesinin mineral dokusunu çözerek bozulmasına, sonucunda da dişin çürümesine sebep olmaktadır.



  DİŞ ÇÜRÜĞÜ ÖNLENEBİLİR Mİ?
Dişler üzerine yapışan yiyecek artıklarını uzaklaştırmak için, sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce, en az 3 dakika süreyle dişleri fırçalamak gerekir. Özellikle diş dizilimi sıkışık olan bireylerde, dişlerin birbirleriyle temas ettikleri yan yüzeylerde biriken yiyecek artıkları düzenli diş fırçalamayla bile yeterince temizlenememektedir. Bu bölgelerde diş çürüğü oluşmaması için günde en az bir kez, fırçalamadan sonra diş ipi kullanılması gerekir.
Florürün çürük önleyici veya çürük oluşumunu azaltıcı etkisi kanıtlandığı için florürlü bir diş macunu kullanılmalıdır. Diş fırçası, üzerinde bakteri birikmeyecek şekilde muhafaza edilmeli ve belli aralıklarla değiştirilmelidir.
Ana öğünler arasında mümkün olduğunca şekerli yiyeceklerden kaçınılmalı, şekerli yiyecek yendiği zaman ise dişler fırçalanmalıdır. Fırçalama imkanı yoksa, diş dostu amblemi taşıyan sakızlardan çiğnemek uygun olacaktır.
Çocuklar ilk dişlenme döneminden itibaren düzenli diş hekimi kontrolüne getirilerek, gerekiyorsa dişlerin üzerine koruyucu sealant veya flor uygulaması yapılabilir.
En az altı ayda bir düzenli olarak diş hekimi kontrolüne giderek, çürük risk tayini yaptırılabilir. Böylece başlangıç halindeki çürükler büyümeden tespit edilerek, sorun yaratmadan tedavileri yapılabilir.
Dişlerin üzerinde tebeşirimsi beyazlıklar veya kahverengi yada siyah lekeler görüldüğü takdirde, vakit geçirmeden diş hekimine başvurmak gerekir.
Yukarıdaki noktalara dikkat edildiği taktirde, diş çürüğü kesinlikle önlenebilir.


 Diş Dolguları

Diş çürükleri tespit edildikten sonra, zaman kaybedilmeden tedavi edilmesi gerekir. Diş çürüklerinin tedavisi dolgu ile yapılır. Dolgu, çürüğün temizlenmesini takiben, estetik ve fonksiyonun sağlanabilmesi amacıyla, oluşan boşluğun uygun maddelerle kapatılarak, dişe çürümeden önceki doğal biçimini vermeye yönelik bir uygulamadır.
Kullanılacak dolgu maddesi seçilirken dişin konumu ve işlevi gözönünde tutulur. Çiğneme işlevi temel olarak azı dişleri bölgesinde gerçekleştiği için, bu dişler daha fazla basınca maruz kalır. Bu nedenle azı dişlerine dolgu yapılırken, ön dişlere göre daha dayanıklı dolgu maddelerinin kullanılması gerekir. Ön dişlerde ise, mümkün olduğunca dolgunun fark edilmemesi için, dişin rengiyle uyumlu renkte bir dolgu maddesi tercih edilir.

AMALGAM DOLGULAR
Amalgam dolgular, gümüş dolgular olarak da bilinir. Amalgam, gümüş, kalay ve bakır alaşımının civa ile karıştırılması sonucu elde edilir. Amalgam dolgular yaklaşık 150 yıldır kullanılmaktadır.

Amalgam Dolguların Avantajları:
En ucuz ve en uzun ömürlü dolgu maddesidir.
Diğer dolgu maddelerine göre daha kısa zamanda uygulanabilir.


Amalgam Dolguların Dezavantajları:

Estetik değildir.
İçindeki civaya karşı allerji söz konusu olabilir.
Amalgam dolgunun içeriğindeki civa konusunda tartışmalar mevcuttur. Ancak, civa amalgamın içindeki diğer metallerle birleştiği için, kimyasal yapısı değişir ve zararsız hale geçer.

Dikkat Edilmesi Gerekenler
Amalgamın sertleşmesi ortalama 2 saat sürdüğü için, amalgam dolgunun yapımını takiben, 2 saat süreyle birşey yenmemesi gerekir. Bu süre geçmeden birşeyler yenirse, dolgu tam sertleşmediği için, üzerine gelen kuvvet sonucunda kırılabilir.
Amalgamın üzerinde zamanla korozyon tabakası oluşur. Bunu önlemek için, amalgamın cilalanması gerekir. Ancak cila işlemi dolgu yapıldıktan 24 saat sonra gerçekleştirilebilir.
Ağızda fazla miktarda amalgam dolgu mevcutsa, çatal gibi bir metal ağızdayken elektriklenmeden dolayı hassasiyet söz konusu olabilir. Eğer hassasiyetin bu nedenle oluştuğu kesin olarak tespit edilebiliyorsa, metal olmayan bir dolgu maddesi ile değiştirilebilir.

KOMPOZİT (DİŞ RENGİ) DOLGULAR
Kompozit dolgular diş renginde oldukları için, beyaz dolgu olarak da adlandırılırlar. İlk geliştirildiklerinde sadece ön dişlerde kullanılabilmelerine karşın, zamanla çiğneme kuvvetlerine dayanıklılığı arttırılıp, aşınma miktarları azaltıldığı için, artık arka dişlerde de kullanılabilmektedir.

Kompozit Dolguların Avantajları
Kompozit dolguların en büyük avantajları estetik olmalarıdır.
Dolgunun yapımını takiben hemen cilalanabilirler.
Sadece çürüklerin restore edilmesi için değil, dişlerin rengini ve biçimini değiştirerek, kozmetik işlemler için de kullanılabilir.

Kompozit Dolguların Dezavantajları
Kompozit dolgular tabaka tabaka uygulanır ve özel bir ışık ile sertleştirilir. Bu nedenle amalgama göre yapımı daha uzun sürer ve daha zordur.
Fiyatı amalgamdan daha pahalıdır.
Her ne kadar son zamanlarda kompozit dolgular oldukça dayanıklı hale getirilse de, amalgam kadar dayanıklı değildir.
Uzun zaman içerisinde renk değişimi görülebilir.

Dikkat Edilmesi Gerekenler
Geniş dolgularda ısırırken dikkatli olmak dolgunun ömrünü uzatacaktır.
Kompozit dolgular iyi cilalansalar da, zamanla yiyecek ve içeceklere bağlı olarak renk değişimi görülebilir.
Amalgamda olduğu gibi, dolgunun yapımını takiben 2 saat yemek yememe gibi bir sınırlandırma yoktur.
Aşınma nedeni ile restore edilen dişlerde, çok sert diş fırçası kullanılmamalı ve fırçalama metoduna dikkat edilmelidir.


Diş Fırçalama


Sağılıklı diş ve dişetlerine sahip olmak için, dişlerin sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce olmak üzere, günde en az iki kez fırçalanması gerekir. Ancak esas önemli nokta, doğru diş fırçalamayı bilmektir.

DİŞ FIRÇASININ SEÇİMİ
Diş fırçaları boyut, şekil, fırça kıllarının dizilimi ve sertliklerine göre değişiklik gösterir. İyi bir diş fırçası ağzın tüm bölgelerine ulaşabilmelidir. Kişi tarafından kullanım kolaylığı ve fonksiyonu, fırça seçiminde önemli olan iki faktördür.
Doğal ve yapay olmak üzere iki çeşit fırça kılı vardır. Her iki fırça kılı çeşidi de etkin olmasına karşın, dayanıklılığı, elastikiyeti ve boyutlarındaki standartlık nedeniyle naylon fırça kılları avantajlıdır. Doğal fırça kılları kolaylıkla deforme olur ve parçalanır, dolayısıyla kontaminasyon riski artar. Orta sertlikte kıl yapısına sahip, kılları yuvarlatılmış fırçalar tavsiye edilmektedir.
Fırça sapının özellikleri tamamen kişiye bağlıdır. Kişinin eline rahatça oturan, rahat kullanabileceği bir fırça sapı tercih edilmelidir.
Özetle, rutin kullanım için düz saplı, düz yüzeyli, orta sertlikte, yuvarlak uçlu, naylon kıllı fırçalar kullanılmalı ve diş fırçası 3 ayda bir değiştirilmelidir.


ELEKTRİKLİ DİŞ FIRÇALARI
Günümüzde pekçok insan daha etkili olduğu düşüncesiyle elektrikli diş fırçalarını tercih etmektedir. Ancak, kişi ellerini kullanabildiği sürece, elektrikli diş fırçalarının manuel fırçalara herhangi bir üstünlüğü yoktur. Önemli olan diş fırçasını doğru kullanmaktır.


DİŞ FIRÇALAMA TEKNİKLERİ
Diş fırçalama belirli bir düzen içinde yapılmalıdır. Alt ve üst çenedeki dişler ayrı ayrı fırçalanmalıdır. Dişler sırasıyla önce ön, sonra iç ve sonra çiğneyici yüzeyleri olmak üzere fırçalanır. En arka dişlerin arka bölgeleri ve dil yüzeyi de fırçalamaya dahil edilmelidir. Dişler belirli bir düzen içinde fırçalanmazsa, her bölge tam olarak temizlenemez.
Dişler fırçalanırken diş fırçanız kuru olmalıdır. Fırça ıslatıldığında kılları yumuşadığı için tam temizlik sağlanamaz.

Diş fırçası kılların yarısı dişte yarısı dişetinde olmak üzere, 45 derecelik açı verilerek yerleştirilir. İleri-geri ve dairesel hareketlerin birleşimi olan titreşim hareketi uygulanarak, fırça kıllarının diş ile dişeti arasındaki dişeti oluğuna girmesi sağlanır. Bu hareket her fırça bölgesinde 15-20 kez tekrarlanır ve bir fırça boyu ilerlenir. İç yüzeylerde de aynı yöntem uygulanır. İç yüzeyler fırçalanırken ön bölgelerde fırça dik tutulabilir. Dişlerin çiğneyici yüzeyleri ileri-geri hareketlerle fırçalanır. Fırçalama işlemi bittikten sonra ağız 1-2 kez çalkalanır. Bu şekilde diş macunu ağızdan tamamen atılmaz, içeriğindeki flor daha fazla etki gösterir.
Diş fırçalama süresi ortalama 3-4 dakikadır. Tüm diş yüzeylerinin fırçalanması gerekir. Fırçalama sırasında aşırı kuvvet uygulanmamalıdır. Aşırı kuvvet uygulanması ve sert fırça kıllarının tercih edilmesi dişlerde aşınmaya neden olur. 
Diş Hassasiyeti

Dişlerde hassasiyet ne demektir?
Sıcak, soğuk, şeker veya ekşi yiyecek-içecekler ağza alındığında dişlerde ani bir tepki oluşur; ağrı-sızı başlar. Bu ağrı keskin, ani ve derindir.
Çürük ve eski dolgular dışında hassasiyet en çok dişeti çekilmesi ile açığa çıkan kök yüzeylerinden kaynaklanır. Normal olarak, dentin (dişin ikinci ve önemli bir tabakası) mine ve sement (kök yüzeyini kaplayan özel tabaka) ile çepeçevre kuşatılmıştır. Diş hassasiyetinin sebebi tam olarak anlaşılamamışsa da hassasiyetin dişin sinirine mikron düzeyindeki kanalcıklar aracılığı ile iletildiği üzerinde duruluyor.

Diş hassasiyetine sebep olan faktörler:
*sert ve travmatik diş fırçalama (zamanla mine ve sementi aşındırır)
*dişeti çekilmesi
*dişeti hastalığı (şiş ve iltihaplı dişetleri de hassasiyete yol açar)
*kırık dişler
*diş gıcırdatma - sıkma
*plak birikimi

Hassasiyete karşı evde yapılabilecek birşey var mı?
*ağız hijyenine dikkat edilmeli. (dişlerinizin ve ağzınızın her noktasını dikkatlice temizlemelisiniz)
*yumuşak kıllı fırça kullanılabilir. (dişin sert tabakalarına daha az zarar verilmiş olur)
*özel diş macunu (düzenli kullanıldığında etkili sonuçlar alınabiliyor)
*alınan gıdalara dikkat edilmeli. (fazla asit içeren yiyeceklerin sık tüketilmesi sonucu mine tabakası çözünebilir)
*florlu diş bakım ürünleri kullanılmalı


Bu konudaki profesyonel yaklaşım nedir?
*açığa çıkmış kök yüzeyleri izole edilir
*floridli verniklerle kök yüzeyleri iyileştirilebilir
*dişin eksilen tabakalarının yerine dolgu maddeleriyle restorasyonlar yapılabilir  


Diş Taşı (Tartar)

Diştaşı-tartar, tükrükteki kalsiyum tuzlarının, bakteri plağı vasıtasıyla dişe yapışması sonucu oluşur. Diş taşının hastalık oluşumundaki ana etkisi, diş etinin iritasyonuna neden olmasının yanısıra, sürekli bakterilerle çevrili olmasından kaynaklanır. Diş taşı, plağın periodontal dokularla yakın temasta kalmasına ve plak temizliğinin mümkün olmadığı alanların oluşmasına neden olur. Diştaşı, diş yüzeylerinin yanısıra protezler üzerinde de oluşabilir.

Diştaşı oluşum yerine göre sınıflandırılır:
Supragingival diştaşı: Dişeti sınırının üzerinde oluşan diş taşıdır ve gözle görülebilir. En fazla üst 1. büyük azı dişlerinin yanağa bakan yüzeylerinde ve alt kesici dişlerin dile bakan yüzeylerinde oluşur. Çünkü bu bölgelerde tükrük kanalları ağza açılmaktadır.

Subgingival diştaşı: Dişeti sınırının altında oluşan diştaşıdır ve gözle görülemez. Supragingival diş taşına göre daha koyu renktedir ve dişe daha sıkı yapışır.
Supragingival ve subgingival diştaşı genellikle birlikte oluşur, ancak biri olmadan sadece diğeri de oluşabilir. 


prü

prü, bir yada dafa fazla dişin kaybedilmesi durumunda, oluşan bu diş boşluğunun, ağızda bulunan dişlerden destek alınarak doldurulması yöntemidir.

NEDEN KÖPRÜYE İHTİYAÇ VARDIR?
Kaybedilen tek bir dişin bile ağız sağlığı ve bütünlüğü ve estetik görüntü için ne kadar önemli olduğu tartışılmaz. Dişlerimizi konuşurken, çiğnerken, gülerken sürekli kullanırız. prü aynı zamanda dudak ve yanağı destekleyerek yüzün doğal şeklinin korunmasını sağlar. Eksik olan dişler yüzünüzü olduğundan daha yaşlı ve yıpranmış gösterir. Her bir diş, çene içerisinde bir diğerini tamamlayacak şekilde çene içerisinde yerini almıştır. Erken diş kaybı sonrasında, zaman içerisinde komşu dişler kayıp dişin neden olduğu boşluğa doğru hareket eder. Bu hareket sonucunda kapanış bozuklukları ve dişeti problemleri ortaya çıkar. Ayrıca, ağızda eksik dişin bulunduğu tarafla yeterince çiğneme yapılmaması, zamanla çene eklemlerinde patalojik durumlar oluşmasına neden olur.

PRÜ NASIL HAZIRLANIR?
Çekilmiş diş boşluklarının önündeki ve arkasındaki dişlerde aşındırma ve preparasyon yapılır. Bu aşındırma daha çok bu dişlerdeki çürük ve dolgu alanlarını kapsar.
Hazırlanan dişlerin üzeri kaplanır ve bu dişlerden destek alınarak eksik diş boşluğu yerine, seçilen materyale göre porselen yada akrilik dişler yerleştirilir ve çekim boşlukları doldurulur.


Ağızda prü ayağı olarak kullanılabilecek yeterli sayıda diş bulunmuyorsa veya mevcut dişler gerekli desteği sağlamıyorsa, implant yerleştirilerek gerekli destek sağlanır.

PRÜ MALZEMELERİ
prülerin alt yapısında, altın alaşımlarından titanyuma kadar çeşitli metaller kullanılabilir. Üst yapıda ise, günümüzde kullanılan en estetik materyal porselendir.

PRÜLERİN TEMİZLENMESİ
Nasıl ağızdaki sağlıklı dişlerin fırçalanıp, temizlenmesi gerekiyorsa, prünün de fırçalanıp temizlenmesi gerekir. Diş fırçalamanın yanısıra, prü altı ipi de kullanmanız gerekir. Özellikle altı ayda bir mutlaka köprüleriniz kontrol edilmelidir. Bir köprü restorasyonu ne kadar fonksiyonel ve estetik yapılırsa yapılsın, gerekli bakım ve özen gösterilmediği taktirde, destek dişlerde oluşacak plak birikimi sonucunda diş eti çekilmesi meydana gelebilir. Bu durum prünün yenilenmesini gerektirecektir. 

Pedodonti

ÇOCUKLARIN DİŞLERİ NEDEN ÇÜRÜR?
Süt dişlerinin mine ve dentin tabakalarının kalınlıkları, kalıcı dişlerin mine ve dentin tabakalarının kalınlıklarının yarısına eşittir. Ayrıca süt dişleri kalıcı dişlere oranla daha fazla organik madde içerir. Bu nedenle süt dişleri çürümeye daha yatkındır.
Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Küçük bir çocuk için özellikle arka dişlerin temizlenmesi oldukça zordur. Ebeveynlerin ağız ve diş sağlığının korunması ve geliştirilmesi, meydana gelebilecek hastalıklardan korunmak için gerekli uygulamaların öğretilmesi ve bu amaca yönelik uygun davranışların ve alışkanlıkların yerleştirilmesi konusunda çocuklarını eğitmesi gerekir.
Çocuklar çürük oluşumunun erken dönemlerinde görülebilen sıcak ve soğuk hassasiyeti ve hafif ağrı gibi belirtileri zamanında algılayamazlar. Ancak çok şiddetli ağrı meydana geldiğinde farkına varırlar ki, bu durumda çok geç kalınmış olabilir.
Çocuk erken yaşlarda daha çok anne sütü ve mamayla beslenir. O dönemde bebeğin büyüme ve gelişimi aile için daha ön plandadır.
Ebeveynler bebeğin daha iyi besleneceği düşüncesiyle uyku esnasında veya uyku aralarında süte, mamaya şeker yada bal katarak bebeğe verirler. Bunun yanısıra emzik veya biberon bala veya reçele batırılarak bebeğe verilir. Bu ve benzeri uygulamalar çocukta biberon çürüğü oluşumuna neden olur.

ÇÜRÜK OLUŞUMUNU ENGELLEMEK MÜMKÜN MÜDÜR?
Günümüzde çürük oluşumunu engelleyebilecek bir aşı veya ilaç henüz geliştirilememiştir. Ancak çürük oluşumunu azaltmaya, diş yüzeyini çürükten korumaya yönelik uygulamalar mevcuttur. Bunlardan ilki flor katılarak diş yüzeyinin güçlendirilmesidir. Dişin oluşum döneminde flor minenin yapısına katılabilir. Bu sayede mine asitlere karşı daha dirençli olur.
Flor alımı için iki yol vardır. Birincisi florun lokal olarak uygulanmasıdır. Lokal uygulama iki şekilde olabilir.
Profesyonel Uygulama: Bizzat dişhekiminin uygulamasıdır. Flor içeren belirli maddelerin dişlere uygulanması ile gerçekleşir.
Kişinin Kendi Uygulaması: Flor içeren diş macunları ve gargaralar kullanılabilir.
Flor alımı için diğer yol florun sistemik olarak uygulanmasıdır. Flor tabletleri veya flor katılmış içme suyunun kullanılması ile gerçekleşir. Sistemik flor kullanımı için mutlaka dişhekimine veya pediadriste danışılmalıdır.
Dişlerde çürük oluşumunu azaltmaya yönelik diğer uygulama sealantlar-fissür örtücülerdir. Dişlerin çiğneme yüzeylerinde fissür olarak adlandırılan girinti çıkıntılar mevcuttur. Diş fırçalama dişlerin fissürlerinde yeteri kadar etkili olamamaktadır. Fissür örtücü olarak adlandırdığımız özel maddeler uygulanarak, fissürlerin kapatılmasıyla çürük oluşumu engellenebilir. Bakteriler asit üretse de fissür örtücüden geçerek dişe ulaşamayacaklardır.


SÜT DİŞLERİNİN ÖNEMİ NEDİR?
Pekçok insan süt dişlerini nasıl olsa değişeceği düşüncesiyle önemsemez. Toplam 20 tane olmak üzere süt dişleri, çocuk 12-13 yaşına gelinceye kadar bazı görevleri yerine getirmek için sürer.
Süt dişlerinin birinci görevi besinlerin sindirimine hazırlanmasını sağlamaktır. Çiğneme fonksiyonunu yerine getirerek çenelerin gelişimine yardımcı olurlar. Çiğneme kaslarının çalışması ile çenelerin orantılı olarak gelişmesi sağlanır.

Süt dişleri
özellikle çocuklarda sıklıkla görülen travmalar gibi dış etkenlere karşı alttaki sürekli diş germini korur.
Konuşma ve fonasyon üzerinde etkilidirler. Konuşmanın düzgün gelişimi süt dişlerinin varlığına bağlıdır.

Süt dişleri
kapladıkları alanı kendilerinden sonra gelecek daimi diş için korur ve daimi dişler sürerken ona rehberlik yapar.
Son olarak da süt dişlerinin estetik fonksiyonu vardır. Dişler bir insanın görünümüne büyük katkıda bulunur. Çocuk 6-7 yaşlarında iken ön dişlerini kaybetmeyi diğer arkadaşlarında da gördüğü için normal karşılar. Ancak erken diş kayıplarında psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir.

SÜT DİŞLERİ TEDAVİ EDİLMELİ MİDİR?
Süt dişleri dönemi ve bunu izleyen karma diş dönemi (süt dişleri-kalıcı dişler) gelişimin en aktif olduğu döneme rastlar. Erişkin vücudunun belirlenmesi bu dönemde olur. Bu nedenle gençler ve erişkinler için sürekli diş dizisi ne kadar gerekli ise, gelişimin bu ilk dönemlerinde süt dişleri de aynı oranda önem taşır.
Süt dişleri tedavi edilmediği takdirde pekçok problemler ortaya çıkacaktır.
Yüzeysel çürükler bile temas ettikleri komşu dişleri çürük tehlikesi ile tehdit eder.
Çürük ilerleyip dişin sinirine ulaşır ve zamanla iltihaplanmasına neden olursa, alttan gelecek daimi dişleri etkileyerek çeşitli bozukluklara yol açabilir.
Süt dişleri erken çekilirse, yandaki dişler çekim boşluğuna doğru kayacağı için çekim boşluğu alttan gelen daimi dişin yerleşemeyeceği şekilde kapanır ve çapraşıklık meydana gelir.
Çürük dişler ağız kokusuna ve çocuğun çürük dişin bulunduğu tarafla çiğneme yapamamasına yol açar.
Çocuğun ağrı ile erken yaşta tanışmasına ve ileride bazı fobilerinin oluşmasına neden olabilir.

BİBERON ÇÜRÜĞÜ NEDİR?
Bebek beslenmesinde en önemli besin olan anne sütü yada yapay süt ve mamalar doğal olarak şeker içerir. Bunun yanısıra o dönemde aile için bebeğin gelişimi ön planda olduğun için, daha iyi besleneceği düşüncesi ile sütün veya mamanın içine şeker yada bal katılır. Gece yatmadan önce bebek anne sütü veya biberon emerse, süt veya mama ağızda birikerek uzun süre dişlerle temasta kalır. İçeriğindeki şeker nedeni ile, bu uzun süreli temas sonucu çürük için uygun bir ortam oluşmuş olur. Özellikle uyku öncesi beslenme sonrasında bebeğin ağız temizliğine önem verilmelidir. Beslenmeden sonra su içirilmesi uygun olacaktır.




Biberon çürüğü oluşumunu engellemek için;
*Bebeğinizin gece biberonla uyuma alışkanlığını önleyin.
*Mamanın veya yapay sütün içine bal, şeker gibi tatlandırıcılar katmayın. Ayrıca emziği bala yada reçele batırarak bebeğe vermeyin.
*Bebeğinizi besledikten sonra temiz bir tülbentle ağzını temizleyin.
*Bebek beslendikten sonra su içirin.
*Çocuğunuzda diş çürüğünü azaltmak için;
Dişlerini fırçalarken ona yardımcı olun. Dişler kahvaltıdan sonra ve yatmadan önce olmak üzere, günde iki kez bir büyüğün denetiminde fırçalanmalıdır.
Çocuğunuzu erken yaşlarda dişhekimine getirin, dişlerine fissür örtücü uygulanmasını sağlayın.
Biberon çürüğü oluşumunu engellemek için biberon kullanımına dikkat edin.
Çocuğunuzun flor almasını sağlayın. Mümkün olan kaynaklardan, içme suyundan, flor tabletlerinden, florlu diş macunları ve gargaralardan ve dişhekimi tarafından yapılacak flor uygulamalarından yararlanın. Ancak florun fazla kullanımı zararlı olduğu için, bu konuda mutlaka dişhekiminize veya pediadristinize danışın.
Çocuklar genellikle öğün aralarında abur cubur yemekten çok hoşlanır. Bu ara öğünlerde alınan şeker ve nişasta çürüğe neden olan bakterileri besler. Bu nedenle çocuğunuzun öğünlerinin düzenli olmasına dikkat etmelisiniz.

ÇOCUKTA İLK DİŞHEKİMİ MUAYENESİ NE ZAMAN YAPILMALIDIR?
İlk dişhekimi muayenesi çocuğun dişhekimiyle ilk karşılaşması olduğu için hayatında bir basamak teşkil eder. Önceden ilk dişhekimi muayenesinin tüm süt dişleri sürdükten sonra, yani 2.5-3 yaşlarında yapılması gerektiği düşünülüyordu. Ancak yeni literatür bilgilerine göre, çocuklarda çok erken yaşlarda biberon çürüğü görülebildiği için, ilk dişhekimi muayenesinin ortalama 1 yaş civarında yapılmasının daha sonra oluşabilecek komplikasyonları önleyeceği kabul edilmiştir. Bu sayede hem çocukta beyaz önlük fobisi oluşmaz, hem de anne ve babaya çocuğun ağız-diş sağlığı ve beslenmesiyle ilgili faydalı bilgiler verilebilir.
Anne-Babaya Verilebilecek Öğütler
*Çocuk erken yaşlarda dişhekimine getirilmeli, böylece sorunları olmadan dişhekimiyle tanışmalıdır.
*Dişhekimi ceza amacıyla kullanılmamalıdır.
*Çocuk dişhekimine getirilirken rüşvet verilmemelidir.
*Dişhekiminin yapacağı işlem için çocuğa daha önceden yapılmayacak diye söz verilmemelidir.
*Çocuğun korkusunu yenmesi için onunla alay edilmemelidir.
*Anne-baba kendi korkularını çocuğun önünde belli etmemelidir.
*Dişhekimine gitmeden birkaç gün önce yapılacak işlemler çocuğa anlatılabilir.

FİSSÜR ÖRTÜCÜLER - FİSSÜR SEALANTLAR
Dişlerin çiğneme yüzeylerinde fissür olarak adlandırılan girinti ve çıkıntılar mevcuttur. Çürüklerin başladığı yerler genellikle fissürlerdir. Fissür sealantlar çürük oluşumunu engellemek üzere fissürlere uygulanan, şeffaf veya beyaz renkte akışkan maddelerdir.

YER TUTUCULAR
Süt dişleri alttan gelen daimi dişlerin baskısıyla köklerinin erimesi sonucu düşer. Fakat bazen süt dişleri bir darbe sonucu veya çürük nedeni ile çekime bağlı olarak zamanından önce kaybedilebilir. Süt dişi erken kaybedildiğinde, her iki yanındaki dişler çekim boşluğuna doğru eğilir, karşı çenedeki dişler bu boşluğa doğru uzar. Bu durumda alttan gelecek sürekli diş için gerekli mesafe kaybedilmiş olur, daimi dişlerde çapraşıklık meydana gelir.
Erken süt dişi kayıplarında, alttan gelen daimi dişin yerini korumak amacıyla yer tutucu olarak adlandırılan apareyler kullanılır. Yer tutucular, komşu dişlerin çekim boşluğuna hareket etmelerini önleyerek sabit kalmalarını sağlar. Yer tutucular pasif apareylerdir, hiçbir şekilde dişlere kuvvet uygulamazlar.
Yer tutucular iki şekilde uygulanır.
Sabit Yer Tutucular: Tek diş eksikliğinde kullanılır. Adından da anlaşılacağı gibi sabittir, hasta çıkartamaz.
Hareketli Yer Tutucular: Birden fazla süt dişi eksikliğinde kullanılırlar. Hasta apareyi takıp çıkartabilir.

DİŞ ÇIKARMA
İlk diş ortalama olarak 7. ayda çıkar. Ancak bazı çocukların dişleri erken bazılarınınki geç sürer. Bunun hiçbir tıbbi önemi yoktur. Dişlerin sürme zamanında kalıtsal faktörlerin etkili olduğu tespit edilmiştir.

Dişler Çıkarken Neler Olur?
Diş çıkarma belirtileri dişlerin çıkma zamanından 1-2 ay önce ortaya çıkabilir. Bu belirtiler çocuktan çocuğa değişir. Ancak bebeklerde diş çıkarma sırasında genelikle şu belirtiler görülür.
Salya Akıtma: Diş çıkarma döneminde bebekte salya akıtma artar. Çenede veya ağız çevresinde salya temasının yarattığı tahrişe bağlı olarak kızarıklık ve çatlaklar görülebilir.
Isırma: Diş çıkaran bir bebek, eline geçen herşeyi ağzına sokarak dişetlerini rahatlatmaya çalışır.
Ağrı: Dişin sürmesi esnasında oluşan baskıya bağlı olarak dişetinde enflamasyon gelişir. Budurum bazı bebeklerde ağrıya neden olabilir. Enflamasyon arttıkça ağrı sürekli bir hal alarak bebeğin huzursuzluk göstermesine neden olur.
Bunların yanısıra bebekte beslenmeyi reddetme, uykusuzluk, ishal ve ateş gibi belirtiler görülebilir.

Diş çıkarma belirtilerini azaltmak için;
Bebeğe çiğneyebileceği soğuk şeyler verebilirsiniz. Bunun amacı dişetindeki basıncı rahatlatmaktır.
Bebeğe dişlerini kaşıyabileceği şeyler verilebilir. Soğuk yiyecek ve içecekler oda ısısındakilere göre bebeğinizin daha çok ilgisini çekecektir.
Bu uygulamalar yeterli gelmiyorsa doktorunuza danışarak uygun bir ilaç kullanabilirsiniz. 

Peridontoloji

Periodontoloji dişleri çevreleyen yumuşak (periodontal ligament, dişeti) ve sert dokuların (kemik, sement) yapısını, bu dokularda meydana gelen hastalıkları ve bu hastalıkların tedavisini inceleyen dişhekimliği dalıdır.
Dişler, içinde bulundukları alveoler çıkıntı olarak adlandırılan kemiğe direkt olarak bağlanmazlar. Dişlerle kemik arasında, liflerden oluşan, periodontal ligament olarak adlandırdığımız doku bulunur. Periodontol ligament, dişler üzerine gelen kuvvetin çene kemiğine yumuşatılarak iletilmesini sağlar. Bu yapıların üzeri dişeti ile kaplıdır. İşte dişin etrafındaki bu dokular periodontal dokular, olarak adlandırılır ve periodontolojinin kapsamını oluşturur.


SAĞLIKLI DİŞETİ VE PERİODONTAL DOKULAR
Sağlıklı dişetleri soluk pembe renktedir, mattır ve sıkı kıvamlıdır. Dişeti, boyun bölgesinde dişi bir yaka gibi sarar, diş ile birleştiği yerde bıçak sırtı şeklinde sonlanır. Sağlıklı dişetleri dişi boyun bölgesinde dişi bir yaka gibi sarar. Diş ile dişeti arasında yaklaşık 1-1.5 mm lik bir aralık bulunur. Bu aralık dişeti oluğu olarak adlandırılır. Periodontal hastalıklar işte bu dişeti oluğundan kaynağını alır. Sağlıklı dişetleri fırçalama sırasında kanamaz.






DİŞETİ HASTALIKLARI
Dişeti hastalıkları, dişlerinizi saran periodontal dokularda meydana gelen, kronik, bakteriyel enfeksiyonlardır. Çok ileri aşamalara gelmediği sürece ayrıya neden olmazlar. Dişeti hastalıkları ciddi enfeksiyonlar olup, çok uzun yıllar boyunca ağızda kayda değer bir belirti vermeksizin ilerleyebilir ve tedavi edilmedikleri takdirde, çürük olmayan sağlıklı dişlerin bile destek doku kaybı sebebiyle, sallanarak düşmesine neden olabilir. Dişeti hastalıkları bir veya birden fazla dişi birlikte veya ayrı ayrı etkileyebilir.
Dişeti hastalıkları, bakteri plağının dişetinizde enflamasyon oluşturması ile başlar. Hastalığın biraz ilerlemesi ile gingivitis olarak adlandırılan aşamaya gelinir. Bu aşamada dişetlerinde iltihap mevcuttur, ancak iltihap henüz dişi destekleyen kemiğe geçmemiştir.


Gingivitiste,
*Dişetlerinde fırçalarken kanama mevcuttur.
*Dişetleri kırmızı ve şiştir.
*Dişetlerinin konturları bozulmuştur ve yüzeyi parlaktır.
*Ağrı yoktur.
Eğer hastalık bu aşamada tedavi edilmezse, bir sonraki aşama olan periodontitise dönüşür. Bu aşamada, iltihap dişetinden sonra periodontal ligament ve diş destek kemiğine geçmiştir. Diş ile dişeti arasındaki dişeti oluğu, iltihap nedeniyle derinleşerek periodontal cebe dönüşür. Periodontal cep varlığı hastalığın ilerlemesini kolaylaştırır.


Periodontitiste,
*Dişetlerinde fırçalarken veya kendiliğinden kanama mevcuttur.
*Dişetleri kırmızı ve şiştir.
*Dişetlerinin konturları bozulmuştur ve yüzeyi parlaktır.
*Ağızda kötü koku ve tat mevcuttur.
*Hastalık ilerledikçe dişeti çekilmeleri meydana gelir. Dişeti çekilmesi sonucu, dişlerin hassas olan kök yüzeyi açığa çıktığı için, sıcak ve soğuğa karşı hassasiyet meydana gelebilir.
Hastalık tedavi edilmedikçe gelişimini devam ettirir. Dişler sallanmaya ve giderek birbirinden uzaklaşmaya başlar, dişler arasındaki aralıklar giderek artar.


EĞER BU AŞAMADA HASTALIK TEDAVİ EDİLMEZSE DİŞLERİNİZİ KAYBEDEBİLİRSİNİZ!!!

DİŞETİ HASTALIKLARININ TEDAVİSİ
Dişeti hastalıklarının erken döneminde - gingivitis safhasında, tedavi, dişler üzerindeki diştaşı ve bakteri plağının temizlenmesini ve kök yüzeyinin düzleştirilmesini kapsar. Diştaşları ve plak ortadan kaldırıldığında, dişeti hastalığına sebep olan bakteriler de ortamdan uzaklaştırılmış olur. Bu tedavi, genellikle iltihabın ortadan kalkması ve dişetinin dişe tekrar yapışması için yeterli olmaktadır. Ayrıca, hastanın iltihaba neden olan bakteri plağının kontrolü konusunda hekim tarafından bilgilendirilmesi gerekir.
Hastalık periodontitis safhasına ulaşmışsa, tedavideki amaç, periodontal ceplerdeki diştaşlarını temizlemek, periodontal cebin ortadan kalkmasını sağlamak, dişetinin dişe yapışmasını sağlamak için düzgün bir kök yüzeyi oluşturmak ve daha kolay temizlenebilir bir dişeti formu elde etmektir.
Periodontal tedavi sonrasında hastaların düzenli olarak kontrol edilmesi, oluşan diştaşları ve plağın ortadan kaldırılması gerekir. Ancak periodontal tedavide esas görev hastaya düşmektedir. Tedavi sonucunda elde edilen sağlığın idamesi için, kişinin ağız bakım işlemlerini etkin bir şekilde sürdürmesi gerekmektedir.


DİŞETİ HASTALIKLARININ SEBEPLERİ
Dişeti hastalıklarının oluşumunda ana etken bakteri plağıdır. Sağlıklı bir ağız için, bakteri plağının ağız bakım işlemleri ile ortamdan uzaklaştırılması gerekir. Eğer plak dişlerden uzaklaştırılmazsa, tükrükteki kalsiyum tuzları plak vasıtasıyla dişlere yapışarak diştaşı oluşumuna yol açar. Dişler üzerinde bakteri plağı yoksa, kalsiyum tuzları dişe yapışamaz.
Plağın içindeki bakterilerin yan ürünleri dişi kemiğe bağlayan periodontal ligamenti etkileyerek, bağların harabiyetine neden olur. Dişeti dişten uzaklaşır ve periodontal cep oluşur. Periodontal cep nedeniyle, bakteriler daha derin dokulara kolayca ilerler ve zamanla dişi çevreleyen kemikte de harabiyet başlar.


Bakteri plağının oluşumunda,
Yetersiz ve yanlış fırçalama
Dişipi veya ağız gargarası gibi yardımcı hijyen materyallerinin kullanılmaması
Düzenli olarak diştaşı kontrolünün yapılmaması büyük rol oynar.

Dişeti hastalıklarına neden olan diğer etken faktörler şunlardır:
Genetik Etkenler: Dişeti hastalıklarının belli formlarında, genetik eğilimin etkili olduğu belirlenmiştir. Bu tip durumlarda hastalık çok hızlı ilerler ve erken yaşta diş kayıplarına neden olur. Bu nedenle, ailesinde erken yaşta diş kaybı hikayesi olan kişilerin ergenlik döneminden itibaren periodontolog kontrolünde olmasında fayda vardır.

Sistemik Hastalıklar:
Lösemi ve AIDS gibi vücudun bağışıklık sistemini etkileyen hastalıklarda ve şeker hastalığında dişeti sağlığı olumsuz yönde etkilenir.

İlaç kullanımı:
Bazı ilaçların dişetleri üzerinde olumsuz etkileri olduğu tespit edilmiştir.

Hamilelik:
Bu dönemde meydana gelen hormonal değişikliklerden dişetleri etkilenmektedir.
Stres
Dengesiz Beslenme
Sigara Kullanımı


DİŞETİ HASTALIKLARINDAN KORUNMAK MÜMKÜN MÜDÜR?
Dişeti hastalıklarının önlenmesinde en önemli görev, kişinin kendisine düşmektedir. Hastalığın ana etkeni bakteri plağı olduğuna göre, bakteri plağının oluşumunu engellemek esastır. Bunun için, dişlerin ve dişetlerinin düzenli olarak fırçalanması gerekir. Düzenli ağız bakımının yanısıra, düzenli dişhekimi kontrolü de önem taşır. Fırçalama ile plak oluşumunu tamamen önlemek mümkün olmayabilir. Bu durumda oluşan plak ve diştaşları, dişhekimi tarafından temizlenir. Dişhekimi kontrolleri sayesinde, oluşabilecek sorunlar erken safhada teşhis edilmiş olur. 
 
 Plak

Plak,
dişlere ve ağız boşluğundaki sert dokulara sıkıca yapışan, yumuşak birikintilerden oluşan, saydam bir tabakadır. Tırnağınız ile dişinizin üzerini kazıyarak plağı farkedebilirsiniz. Plağın 1 miligramında 500 milyon ile 2 milyar arasında bakteri bulunmaktadır.
Dil, dudaklar ve tükrük, bakterileri yiyecek ve içeceklerle birlikte, dişlerin üzerinden alıp mideye gönderir. Bu nedenle, bakteriler dişe tutunabilmek için, dekstran adında yapışkan bir madde salgılar. Dekstran suya dirençlidir, bu nedenle ağız çalkalandığında plak uzaklaşmaz. Dekstran, ayrıca yenen gıdaların küçük parçacıklarını yakalayarak bakterilere yiyecek temin eder. Sonuç olarak plak, bakteriler, salgıladıkları yapışkan dekstran ve yiyecek artıklarından oluşan bir yapıdır. Plak içindeki bakteriler, küçük gıda artıklarını sindirerek organik asitleri açığa çıkarırlar. Bu asitler dekstran nedeniyle dişle uzun süre temasta kalır. Bu temas çürük oluşumuna davetiye çıkarır.
Plak genellikle dişeti seviyesinde oluşur ve dişetinin iltihaplanmasına neden olur. Plak oluşumu için gerekli olan 24 saat geçmeden, bakteriler diş ve dişetlerine zarar verecek asitleri üretemez. Bu nedenle düzenli olarak plağın temizlenmesi gerekir. Plak temizliği için, dişleri güzde en az iki kez florürlü bir diş macunu ile fırçalamak ve günde bir kez dişipi kullanmak gerekir. Aksi takdirde, plak zamanla diştaşına dönüşür. Diştaşı, plak tabakası gibi diş fırçası yardımıyla diş üzerinden uzaklaştırılamaz, ancak bir diş hekimi tarafından temizlenebilir. 
 
Protezler

Protezler, ağızda çeşitli nedenlerden dolayı kaybedilen dişlerin çiğneme, konuşma gibi fonksiyonlarının ihtiyaçların ve estetik görüntünün yeniden hastaya kazandırılması amacıyla hazırlanan tüm yapay materyallerdir. Genel olarak diş eti hastalıklarının tedavi edilmemesi sonucunda diş ve kemik kaybı meydana gelir.
Protezde, kaybedilen ağız sağlığı düzeltilir. Bu amaçla yitirilen dudak, yanak desteği, konuşma fonksiyonu, çiğneme fonksiyonu ve estetik görüntü geri kazanılır. Eksik yada harap olmuş dişlerle yaşamak zorunda kalan, gülmeyi unutmuş bireylerin psikolojik açıdan desteklenmesi sağlanır. Protezlerle insanların yaşam kalitesinin yükseltilmesi amaçlanır.

PROTEZ ÇEŞİTLERİ
Sabit Protezler
Hastanın kendisinin çıkarmadığı kron-köprü gibi yapıştırma protezler.




Hareketli Protezler
Hastanın kendisinin istediği zaman takıp çıkartabildiği protezlerdir.

Total Protezler: Tüm dişlerin eksik olduğu ağızlara uygulanır.
Parsiyel Protezler: Kısmen dişsiz ağızlara uygulanır. Dişler üzerine gelen tırnaklar ve kancalarla tutuculuk sağlanır.
Hassas Tutuculu Protezler: Kısmen dişsiz ağızlara uygulanır. Kanca gibi dışardan görünen herhangi bir aparatı olmayan estetik protezlerdir.

İmplant Üstü Protezler
Sabit: İmplanttan destek alınarak yapılan köprü veya kronlardır.
Hareketli: Kemik desteği yeterli olmayan ağızlarda tercih edilen implantlardan destek alınarak yapılan total benzeri protezlerdir.

HAREKETLİ PROTEZLERİN TEMİZLİĞİ
Plak, yiyecek artığı ve tartar oluşumunun önüne geçebilmek için protezlerinizin günlük temizlik ve bakımı önemlidir. Protez altındaki dokunun sağlığının idamesi, enfeksiyonların önüne geçilmesi için düzenli bakım şarttır.
Yemeklerden sonra protezinizi suda yıkayarak yiyecek artıklarını uzaklaştırın.
Yatmadan önce su, çeşitli diş macunları yada protez bakım ürünleri kullanarak protezinizi fırçalamalısınız. Fırçalama işleminde aşındırıcı tozlar protez yüzeyine zarar vereceği için aşındırıcı tozlar kullanılmamalıdır. Fırçalama işleminde özel protez fırçaları yada normal diş fırçaları kullanılabilir.
Günlük fırçalamayla birlikte özel efervesan protez temizleme tabletleri kullanılarak kimyasal haftalık ptotez bakımı da yapılmalıdır.
Tüm bu bakıma rağmen uzun zaman zarfında protez içine işleyen lekeler ve tartarlar ancak diş doktorunuz tarafından ultrasonik araçlarla temizlenebilir ve protezinizin cilası yenilenir.
Protezlerinize ilk günkü haliyle uzun süre kullanabilmeniz için, altı ayda bir düzenli olarak doktorunuzu ziyaret etmeyi unutmayınız.  

Yirmi Yaş Dişleri

Sürme zamanı geldiği halde çene kemiği içinde kalarak sürmeyen dişlere gömük dişler adı verilir. Çoğunlukla yirmi yaş dişleri, nadir olarak köpek (kanin) dişleri ve çok nadir olarak da diğer dişler gömük olarak kalabilir.
20 yaş dişleri 17-35 yaşları arasında süren, ikinci azı dişlerinin arkasında yer alan sonuncu dişlerdir. Akıl dişleri olarak da adlandırılırlar. Bu dişlerin ağızda bırakılıp bırakılmama konusu halen tartışmalıdır. Anormal bir pozisyonda olup sürmeyen ve etrafındaki dokulara zarar vermeyen dişlerin çekilmesine gerek yoktur. Bu dişler çene kavisinin dar olması, sürme pozisyonunun yanlış yerde olması, kemiğin o bölgede yoğun olması gibi çeşitli diş sürme problemlerine bağlı olarak çoğunlukla çene kemiği içinde gömülü veya yarı gömülü biçimde kalmaktadırlar.




20 yaş dişleri en fazla sorun çıkaran dişlerdir. Gömülü kaldıkları için iltihaplanmalara, kimi zaman da ağrı gibi herhangi bir belirti dahi vermeden kistlere sebep olabilirler. Ayrıca diğer dişleri öne iterek, dişlerde eğrilik ve çapraşıklığa sebep olabilirler. Ağızda yarı sürmüş durumda bulunan 20 yaş dişleri ise diş fırçası ile tam temizlenemedikleri için çürümeye müsait dişlerdir. Çürük sonucu oluşan ağrı ve ağız kokusu nedeniylede bu dişlerin alınması gerekebilir. Kimi zaman da, hiçbir problem oluşturmadığı halde diş teli takan (ortodontik tedavi gören) veya protez tedavisi gören hastalarda, tedavinin ilerleyişini bozmaması için çekilmeleri gerekir. Bizler 20 yaş dişlerini birer “saatli bombaya” benzetiriz. Uzun bir süre sessiz kalıp aniden yüzde bir şişmeye, çenelerin kilitlenmesine ya da şiddetli bir ağrıya neden olabilirler. Bu nedenle bu tip dişlerin kontrol edilmesi ve gerekli ise çekilmesi gerekir.
Kötü pozisyonlu bir 20 yaş dişi, problem yaratsın ya da yaratmasın çekilmesi gerekir. Bu dişlerin çekimi hasta uyutulmadan, sadece ilgili bölgeyi uyuşturan bir iğne yapıldıktan sonra, küçük bir ameliyatla gerçekleştirilir. Zamanla gömük dişin çene kemiği ile kaynaşma ihtimali bulunduğu için ve yaş ilerledikçe iyileşme daha uzun süreceği için bu ameliyatın ileri yaşlarda yapılması daha zordur. Operasyon sonrası doktorunuzun vereceği uygun antibiyotik, ağrı kesici ve ağız gargarası gibi ilaçların düzgün kullanımı ile ortalama 1 hafta içinde operasyon bölgesi iyileşmektedir. 
 
İmplantlar (Diş Ekimi)

Yirmibirinci yüzyılda diş hekimliğinde en çok çalışılacak olan protez tedavi metodu diş implantlarıdır. Diş implantlarının doğal dişlere en uygun alternatif olması, hareketli protezlere göre daha iyi konuşma ve çiğneme fonksiyonu sağlaması en önemli özellikleridir.


DİŞ İMPLANTI NEDİR?

 
Diş implantları ağızda eksik olan dişlerin yerine konması amacıyla, özel materyallerden hazırlanan, yapay diş kökleridir. İmplantlar çene kemiğine basit bir operasyonla yerleştirilmektedir.


İMPLANTLARIN ÖMRÜ NE KADARDIR?
Günümüzde otuz yılı aşkın klinik takipleri yapılan implantlar bulunmaktadır. Teknoloji ilerledikçe, her geçen gün yani materyaller kullanıma sunulmaktadır. Çene yapınıza uygun implantın seçimi hakkında doktorunuz sizi bilgilendirecektir.


DİŞ İMPLANTI UYGULAMASININ SINIRLAMALARI NELERDİR?
İmplant genel sağlık durumu iyi olan her hastaya uygulanabilir. Kemik gelişimi tamlanmamış genç bireylerde tercih edilmemektedir. Diş implantlarının uzun ömürlü olabilmesi için, etrafında belirli kalınlık ve boyutta sağlam çene kemiği bulunması gerekir. İmplant uygulaması için üst yaş limiti yoktur.

OSSEOİNTEGRASYON
Diş implantlarının çiğnemeyle oluşan basınçlar karşısında sağlıklı olarak kalabilmesi için, çene kemiği ile tam bir uyum içinde bulunması gerekir. Yerleştirilen implantın çevresinin tam olarak kemikle sarılması osseointegrasyon olarak adlandırılır. Osseointegrasyon için, operesyon türü, bölgesi, hastanın yaşı ve sağlık durumuna göre operasyondan sonra en az 3, en fazla 6 ay gibi bir süre gereklidir. Bu süre tamamlanınca, uygun implant üstü protez yapılır.




DİŞ İMPLANTININ YERLEŞTİRİLMESİ
Diş implantı yerleştirme operasyonu, uygun bir anestezi kullanılarak yapılır, hasta herhangi bir ağrı duymaz. İmplantın yerleştirildiği gün hissedilen sızı da, alınacak basit ağrı kesicilerle önlenebilir ki bu sızının diş çekiminden sonra duyulan sızıdan farklı olmadığı gözlemlenmiştir.


İMPLANTLARIN BAKIMI
Diş implantlarının uygulanmasından sonra hasta tarafından temizliği tedavinin bir parçası olarak görülmelidir. Vücuda göre yabancı cisimler olduğu düşünülürse, diş implantlarının bakım, temizlik ve kontrollerinin doğal dişlere göre daha fazla önem arz ettiği aşikardır. İmplant üstü kullandığınız proteze göre, uygulayacağınız temizlik ve bakım, doktorunuz tarafından size anlatılacaktır.


DİŞ İMPLANTLARI ÜZERİNE UYGULANACAK PROTEZLER
İmplant üzerine yapılacak protez dişler, tıbbi zorunlulukları yerine getirecek koşullar mevcut ise, sizin ihtiyacınız ve isteğiniz doğrultusunda, hem hareketli hem de sabit olarak uygulanabilmektedir. Kaybedilen her diş için bir tane diş implantı yerleştirilmesi gerekmez. Çoğu zaman bir diş implantıprü ayağı olarak kullanılarak, eksik olan iki yada üç dişin vazifesini görebilmektedir. Size uygun protez ve implant planlaması, yapılan tetkikler ve röntgen incelemesinden sonra doktorunuz tarafından anlatılacaktır.


İMPLANT TEDAVİSİNDE OLUŞABİLECEK RİSKLER
İmplant operasyonlarında, ağız içinde uygulanan cerrahi işlemler de rastlanabilecek risklerin dışında bir risk söz konusu değildir. Bunlar, erken zamanlarda enfeksiyon ve allerji kreaksiyonlar, sonraki dönemlerde ise, ağız hijyeninin yerine getirilmemesine bağlı olarak ortaya çıkacak problemlerdir. Erken dönemde ortaya çıkan sorunlar operasyondan sonra uyulması gereken kuralların yerine getirilmesi ile, geç dönemde ortaya çıkan sorunlar ise ağız bakımına dikkat edilmesi ile en düşük seviyeye indirgenir.
Vücudun implantı reddetmesi durumunda (araştırmalara göre %3.89), diş implantı diş çekimine benzer bir işlemle çıkarılmaktadır. Çene kemiğinin iyileşmesini takiben ya tekrar implant uygulanır, ya da klasik tip protezlerle bölge restore edilir.


DİŞ İMPLANTLARININ AVANTAJLARI
Daha estetik bir görüntü elde edilir.
Hareketli protez kullanımı zorunluluğu ortadan kalkar.
Dişsiz ağızlarda bile sabit protez kullanma şansı ortaya çıkar.
Yeterli kemik desteği olmadığı için oynayan hareketli protezlerde, gerekli tutuculuk sağlanabilir.
Üst total protezlerin damağı kapatan tasarımından dolayı oluşan tad alma duyusunun azalması ve mide bulantısı gibi sorunlar ortadan kaldırılmış olur.
Daha iyi bir çiğneme fonksiyonu ve buna bağlı olarak daha sağlıklı ve dengeli beslenme sağlanır.
Kişi özgüvenini geri kazanır.

DİŞ İMPLANTLARININ DEZAVANTAJLARI
İmplant materyallerinin yüksek teknoloji ile üretilmesi ve kullanılan malzemelerin ithal olması nedeniyle, maliyeti klasik protezlere göre daha yüksektir.
Protez uygulanabilmesi için implantın osseointegrasyonu beklenir.
İmplant yerleştirildikten sonra ağız bakımı ve temizliğine özen gösterilmesi gerekir.
Hastanın genel sağlık durumunu etkileyen ciddi bir rahatsızlığının olmaması gerekir. (Kontrol edilemeyen şeker hastalığının bulunması gibi) 
 
 Distraksiyon ( Çene Kemik Boyunun Uzatılması)

DİSTRAKSİYON OSTEOGENEZİ
Geleneksel ortognatik cerrahi işlemler ve kraniofasiyal rekonstrüksiyon işlemleri genel olarak kabul görmüş ve başarıyla kullanılmakta olsa da günümüzde hala bazı kısıtlamalarla karşılaşılmaktadır. Bu kısıtlamalardan en önemlisi, aşırı gerilen yumuşak dokularda görülmektedir. Yine birçok konjenital deformitelerin tedavisi için gerekli aşırı iskeletsel hareketlere de yumuşak dokular iyi adapte olamamaktadırlar. Bunun sonucunda da dejenaratif değişiklikler, relaps, estetik ve fonksiyon bozukluğu ile karşılaşılabilmektedir.
Bu kısıtlamalar, hekimleri aşırı anteroposterior, transvers ve vertikal deformitelerin düzeltilmesinde yeni yöntemler aramaya yöneltmiştir. Bu yeni yöntemlerden biri de distraksiyon osteogenezidir.

Distraksiyon osteogenezi, uygulanan çekme kuvvetiyle birbirinden yavaş yavaş uzaklaştırılan iki kemik parçası arasında yeni kemik oluşumunu sağlayan biolojik bir süreçtir. Bu süreç, çekme kuvvetinin kemik parçalarına uygulanmasıyla başlar, kallus dokusu gerilmeye devam ettiği sürece de devam eder. Bu çekme kuvveti, kemik parçalarını bağlayan dokular arasında gerilim oluşumuna neden olur. Bu gerilim de distraksiyon vektörüne paralel yeni kemik oluşmunu stimüle eder.

Distraksiyon osteogenezindeki en önemli noktalardan biri kemiğe uygulanan distraksiyon kuvvetlerinin kemiği çevreleyen yumuşak dokuda da gerilim yaratması, ve bunun sonucunda da yumuşak dokuda da bir adaptasyonun gelişmesidir. Buna distraksiyon histiogenezi denilmektedir.
Kemik distraksiyonu ile oluşan stres, dişetinde, kan damarlarında, ligamanlarda, kıkırdak, kas ve sinir dokusunda aktif histiogeneze neden olur. Bu adaptif değişimler sayesinde, relaps minimuma indirgenerek, büyük iskeletsel hareketler sağlanabilmektedir.
Ortopedide kemik parçalarının mekanik manipülasyon prensipleri Hipokrat’ın kırık kemiklere çekme kuvveti uyguladığı çok eski dönemlere dayanmaktadır. Distraksiyon osteogenezisinin daha ilerlemesi, çekme kuvvetleri, kemik fiksasyonu ve osteotomi tekniklerinin gelişimi ve birbiriyle bütünleşmesi sonucu olmuştur. 1826 yılında, Barton, ilk kez osteotomiyi gerçekleştirmiştir. 19. yy’a girerken, Codivilla, tüm bu teknikleri birleştirerek, ilk bacak uzatma operasyonunu gerçekleştirmiştir. Daha sonraları, çeşitli cerrahlar, Codivilla’nın ‘devamlı gerilim’ yöntemini, osteotomi tekniklerini, distraksiyon protokolünü ve fiksasyon apareyini modifiye ederek daha modernize etmişlerdir.
Distraksiyon osteogenezindeki gelişime en belirgin katkıyı, Rus cerrah Gavril İlizarov sağlamıştır. Distraksiyon osteogenezi, İlizarov tarafından geliştirilen, uzun kemiklerde rekonstrüksiyon ve uzamayı sağlayan bir metoddur. İlizarov, daha sonra kortikotomiyi geliştirmiştir, ve bacak distraksiyonu için 5-7 günlük bir latent dönem ve bunu takiben gün içinde 0.25mm’lik dört eşit parçaya bölünmüş, 1mm’lik bir distraksiyon hızıyla karakterize bir protokol geliştirmiştir .
Uzun kemiklerde başarı ile uygulanan bu teknik, son yıllarda alveol kemiğinin vertikal yetersizliklerinde de kullanılmaya başlanmıştır.

DİSTRAKSİYON OSTEOGENEZİNİN KLİNİK FAZLARI
Klinik olarak distraksiyon osteogenezi, beş dönemden oluşmaktadır :
  • Osteotomi
  • Latent dönem
  • Distraksiyon dönemi
  • Konsolidasyon dönemi
  • Remodeling dönemi
OSTEOTOMİ
Kırık olarak da tanımlanan osteotomi, kemik bütünlüğünün kaybolacağı şekilde kemiğin iki parçaya bölünmesidir. Bütünlüğün bozulmasıyla, kırık iyileşmesi olarak da bilinen kemik yapımı başlar. Bu işlem sırasında, osteoprogenitör hücreler dizilir, bunu osteoindüksiyon ve osteokondüksiyon izler. Sonuç olarak, kırık kemik parçaları etrafında, reperatif kallus oluşur. Bu da zamanla lamelli kemiğe dönüşür.

LATENT DÖNEM
Kemik kesisi yapımından, çekme kuvveti uygulanana kadar beklenen süredir. Bu süre içinde reperatif kallus oluşumu sağlanır. Latent dönemde izlenen olaylar, kırık iyileşmesinde gerçekleşen olaylarla aynıdır.
Maksillofasiyal uygulamalarda beklenilen latent dönem yaklaşık 7 gündür (6).

DİSTRAKSİYON DÖNEMİ
Osteotomi ile birbirinden ayrılan kemiklere çekme kuvveti uygulanan dönemdir. Kemik parçaları aralarında oluşan boşluğu yeni kemik dolduracak şekilde yavaş yavaş birbirlerinden uzaklaştırılır.
Osteodistraksiyon sırasında, kırık iyileşmesinin normal seyri, yumuşak kallusa uygulanan çekme kuvvetiyle bozulur. Hafifçe gerilen dokularda meydana gelen stres, selüler ve subselüler düzeyde değişimlere neden olur. Bu değişimler, büyümeyi stimüle edici ve şekillendirme etkisi olarak değerlendirilebilir.
Yeni doku oluşumu, çekme vektörüne paralel olarak gelişmektedir. Distraksiyon başladığında, yumuşak kallusun fibröz dokusu, distraksiyon ekseni etrafında yoğunlaşmaya başlar. Kollagen lifler arasındaki fibroblast benzeri hücreler de distraksiyon yönünde dizilirler.
Distraksiyonun üçüncü ve yedinci günleri arasında, kapillerler, fibröz doku içine doğru ilerler. Böylece, vasküler ağ, yalnızca merkeze doğru değil, her iki komşu kemik yüzeylerine de yayılır.
Distraksiyonun ikinci haftasında, primer trabeküller oluşmaya başlar. Kollagen fibriller boyunca lokalize olan osteoblastlar, bu fibriller üzerine osteoid maddeyi bırakırlar. Mevcut kemik duvarlarında, osteogenezis başlar ve distraksiyon boşluğunun merkezine doğru ilerler. İkinci haftanın sonunda, osteoid madde mineralize olmaya başlar.
Çekme kuvvetlerinin maksimum olduğu, distraksiyon boşluğunun ortasında, hafif mineralize, radyolusent fibröz bir interzone gözlenir. Bu zone, fibroblast proliferasyonu ve fibröz doku oluşumu için merkez teşkil eder. Bu zonedaki karışık fibröz ve kıkırdak dokusu, distraksiyon sırasındaki kemik oluşumunda hem membranöz hem de endokondral kemikleşmenin önemli olduğunu gösterir.
Çekme vektörü boyunca, kemik oluşumu gerçekleşir ve bu distraksiyon dönemi boyunca devam eder. Bu bölgeler, distraksiyonun büyüme zonu olarak adlandırılır.
Maksillofasiyal uygulamalarda, distraksiyon hızı genellikle günde 2 kez 0.5mm, distraksiyon dönemi de yaklaşık 5 gündür.



KONSOLİDASYON DÖNEMİ
Çekme kuvvetlerinin kaldırılmasından, distraksiyon aletlerinin çıkarılmasına kadar geçen süredir. Bu dönem, distraksiyon sahasının tamamen mineralizasyonu için geçen süreyi içerir. Distraksiyon tamamlandıktan sonra, fibröz interzone, ossifiye olur ve bir kemik köprüsü boşluğu doldurur. Distraksiyonda genellikle membranöz kemikleşme görülse de, yer yer endokondral kemikleşmenin işareti olan kıkırdak adacıklarına da rastlanabilir.

REMODELİNG DÖNEMİ
Remodeling, yeni oluşan kemiğe tam fonksiyonel yüklemenin yapıldığı dönemdir. Bu dönemde hem kortikal kemik hem de kemik iliği restore edilmiştir. Havers kanalları da remodele edilmiştir. Oluşan kemiğin tamamen normal kemikle aynı düzeye gelmesi bir yıl ya da biraz daha fazla bir süre alır.
Maksillofasiyal uygulamalarda, 3 aylık konsolidasyon dönemini takiben, implantlar yerleştirilir. İmplantlardan 3 ay sonra da protez uygulanır .


DİSTRAKSİYON OSTEOGENEZİNİN ENDİKASYONLARI
  1. Kraniofasiyal deformiteleri olanlar : Nieger, Pierre Robin Sendromu…
  2. Mandibulanın gelişmediği, geride kaldığı vakalarda solunum güçlüğünü ortadan kaldırmak için
  3. Travmada kötü iyileşmiş kemiğin düzeltilmesi için
  4. Geniş doku kayıpları (tümör rezeksiyonları, büyük bir kistik oluşuma bağlı kemik kaybı
  5. Atrofik alveolar kret
  6. Sinüs liftingin kullanılamadığı durumlarda
KONTRENDİKASYONLARI
  • Kemik hacminin yetersiz olduğu vakalar
  • Kemik yoğunluğunun yetersiz olduğu vakalar
  • Bağışıklık sistemi zayıf olan hastalar
  • Osteoporoz
  • Radyoterapi
  • Diabet
DİSTRAKSİYON TEKNİĞİNİN KOMPLİKASYONLARI
  • Hasta uyumsuzluğu
  • Cihaz mekanizmasında bozulma ya da cihazın kırılması
  • Yetersiz kemik desteği nedeniyle cihazın gevşemesi
  • Diş germlerine zarar verme
  • Sinir ya da damarlara zarar verme
  • Enfeksiyon
  • Relaps
  • Aşırı skar
  • Kemik segmentlerinde birleşememe ya da hatalı birleşme
  • Segmentin hatalı yönde distrakte edilmesi

DİSTRAKSİYON AYGITLARI
Kraniofasiyal distraksiyonda distraktörün lokalizasyonuna göre genellikle iki tip aygıt kullanılmaktadır : Ekstraosseöz (kemik-dışı) ve intraosseöz (kemik-içi) aygıtlar
Kemik-dışı aygıtlar, boyut olarak oldukça büyüktür. Oral mukozadan, oral kaviteye uzanan, rotasyon yapan bir parçaları vardır. Bu nedenle de oral kaviteden infeksiyon riskleri bulunur. Ayrıca, kemik-dışı aygıtlarda, distraktörün kemikte herhangi bir kırığa neden olmadan oturabilmesi için distrakte edilecek kemiğin en az 6-7 mm kalınlığında olması gereklidir .
Kemik-içi aygıtlar , boyut olarak daha küçüktürler. Bunların en büyük avantajlarından biri, distraktörün rodu için açılmış yuvaya, implantların yerleştirilebilmesidir. Bu da bazen implantta primer stabilite açısından problem yaratabilmektedir. Kemik-içi uygulanan distraktörlerin en büyük dezavantajı, çıkarılma esnasında, yeni oluşmuş kallusun kaybıdır. Bu distraktörlerle, kemik-dışı olanların aksine çok küçük kemik segmentleri distrakte edilebilir. Hasta tarafından tolere edilmeleri de çok daha kolaydır .

Sonuç :Distraksiyon osteogenezi, uygulanan çekme kuvvetiyle birbirinden yavaş yavaş uzaklaştırılan iki kemik parçası arasında yeni kemik oluşumunu sağlayan biolojik bir süreçtir. Birçok avantajı vardır: Donör saha gerekliliği yoktur. Sert dokuyla beraber, yumuşak doku bütünlüğü de korunmaktadır, kemik rezorpsiyonu riski yoktur. Tabi bir takım zorlukları da vardır. Distrakte edilen parçanın yönünün kontrolü oldukça güçtür. Derin osteotomilerde kanama riski vardır. Distraktörü yerleştirmek her vakada kolay olmayabilir. Tüm bu zorluklara rağmen, alınan sonuç oldukça tatmin edicidir ve bu nedenle, distraksiyon osteogenezi diğer osteotomi teknikleri ve greft uygulamalarına tercih edilen bir yöntemdir. 
 
 
 Çene Eklemi Hastalıkları (Temporomandibular Eklem)

ALT ÇENE EKLEMİ ( TME-TEMPOROMANDIBULAR EKLEM)
Alt çene eklemi ( TME-Temporomandibular Eklem) alt çene ile kafa kemiklerinin buluştuğu noktada yer alan küçük bir eklemdir. Bu sayede alt çene kemiği hareket ve fonksiyon yapabilmektedir. TME hastalıklarının çeşitli belirtileri vardır. Pek çok hasta kulak ağrısı, baş ağrısı ve çene hareketlerinde zorluktan şikayet etmektedir. Bu nedenle hastalar genellikle öncelikle bir kulak burun boğaz uzmanına gitmektedirler.Ağız açma ve kapama sırasında duyulan klik sesi hastaların pek çoğunda mevcuttur. Klik sesi TME hastalıklarının habercisi olabilir.

ALT ÇENE EKLEM HASTALIKLARIN NEDENLERİ
Artritler eklem hastalıklarına neden olurlar. Ekleme gelen travma, Tek taraflı çiğneme , diş eksiklikleri, diş sıkma ve gıcırdatma gibi nedenler bu hastalığın oluşumuna sebep olur. Çene eklemi ile disk ilişkisinin bozulduğu durumlarda eklemden klik sesi, ağız açmada kısıtlılık, ağrı gibi şikayetler görülmektedir. Stres diğer bir faktördür. Diş sıkma ve gıcırdatmaya neden olan bu durum çene kaslarında kasılmaya neden olur. Bu hastalığın teşhisi, tedavinin ilk aşamasıdır. Hastalığın nedeni bulunarak bu yönde bir tedavi yapılmalıdır. Teşhiste klinik ve radyolojik yöntemlerden faydalanılmaktadır.
Çene eklemi hastalıkları ya eklem içi hastalıkları yada kas hastalıkları şeklinde basitce iki kısımda altında incelenebilir
Ağrı Eklem Kaynaklı mı Yoksa Kas Kaynaklı mı?
  • Hikayesi:Eklem kaynaklı problemlerin altında şikayeti başlatan bir olay vardır, travma gibi ve şikayet gittikçe şiddetlenir, kas kaynaklı problemlerde ise genellikle belirgin bir etken yoktur.Genellikle emosyonel strese bağlanır.Başlangıçta şikayetler şiddetlidir, zamanla azalır.
  • Mandibular Kısıtlama:Hem eklem hem de kas kaynaklı problemlerde ağız açıklığındaki kısıtlılık önemli bir semptomdur.İntrakapsüler nedenlerle fazla açılamayan bir ağız (maksimum 25-30mm) pasif zorlama ile daha fazla açılamaz, fakat kassal bir etken söz konusu ise, pasif zorlama ile açıklık bir miktar daha arttırılabilir.
  • Mandibular Hareketlerde Etkileşim:Protrusiv harekette mandibula etkilenmiş tarafa kayıyorsa sorun eklemle ilgilidir, protrusiv harekette hiçbir sapma yoksa, kassal bir problemden şüphelenilmelidir.
  • Akut Maloklüzyon:Akut maloklüzyon ilgili kaslara göre değişiklik gösterebilir.Örneğin; iç pterigoid kasta spazm varsa, arka dişlerde temassızlık ortaya çıkacaktır.Disk aniden deplase olmuşsa, arka dişler temas etmez, fakat disk aniden disloke olursa, hasta arka dişlerinde erken temas hisseder.
  • Eklemin Yüklenmesi:Manipülatif bir kuvvetle eklemlere yükleme yapıldığında, sağlıklı bir eklemde ağrı olmaz, ağrı varsa, intrakapsüler bir problemden şüphelenilmelidir.
  • Fonksiyonel Manipülasyon:Fonksiyonel manipülasyonla ağrı oluşmuyorsa, sorun kassal demektir.
  • Diagnostik Anestetik Blokaj:Yukarıdakilerle ayırıcı tanıya varılamadıysa, aurikulotemporal sinirin blokajı ile eklemsel bir sorun hemen ayırdedilebilir.
Eklem içi rahatsızlıklar diskin konumuna göre redüksiyonlu veya redüksiyonsuz disk dislokasyonu olarak ikiye ayrılır
Redüksiyonlu Disk Dislokasyonundaki Klinik Belirtiler
  • Şart olmamakla beraber, genellikle klik alınır(Açılma ve resiprokal klik)
  • Ağız açılırken klik almadan hemen önce, orta hat etkilenmiş tarafa kayar.
  • Etkilenmemiş tarafa laterotrüzyonda kısıtlama,
  • Etkilenmiş tarafa laterotrüzyonda her hangi bir kısıtlama olmaz.
Akut Redüksiyonsuz Disk Dislokasyonundaki Klinik Belirtiler
  • Ağız açılmada ani kısıtlama(maksimum 15-30mm)
  • Ağız açılırken orta hat etkilenmiş tarafa kayar.
  • Etkilenmemiş tarafa laterotrüzyonda kısıtlama,
  • Etkilenmiş tarafa laterotrüzyonda her hangi bir kısıtlama olmaz.
  • Çene hareketlerinde eklemde ağrı
  • Etkilenmiş eklemde hassasiyet
  • Ağız açılmada kısıtlamanın başlamasıyla ortadan kalkan klik

REDÜKSİYONLU DİSK DİSLOKASYONU
a. Ağzı açarken orta hat hafifçe etkilenmiş tarafa kayar. b. Ağız tamamen açıldığında orta hat yerine gelir. c. Etkilenmemiş tarafa doğru laterotrüzyonda kısıtlama vardır. d. Etkilenmiş tarafa doğru laterotrüzyonda kısıtlama yoktur.


REDÜKSİYONSUZ DİSK DİSLOKASYONU
b.Ağız kapalı c.Ağız açma sırasında orta hat etkilenmiş tarafa doğru kayar. d. Etkilenmemiş tarafa laterotrüzyonda kısıtlama e. Etkilenmiş tarafa laterotrüzyonda herhangi bir kısıtlama yok

TME HASTALIKLARININ TEDAVİSİ

Bu tedavi bu konuda deneyimli kişilerce yapılmalıdır. Çene cerrahları tarafından değerlendirilen hastalara konservatif tedaviden cerrahi tedaviye kadar pek çok uygulama yapılmaktadır. Kas gevşeticileri, ağrı kesiciler, dişlerin üzerine yapılan splint adı verilen apareyler ile hastalar tedavi edilirler. Akut ağrılı hastalarda eklem boşluğunun yıkanması Artrosentez hataların şikayetlerini çoğu kez hızla ortadan kaldirebilmektedir.Bu yöntemlerin başarısız olduğu olgularda cerrahi yöntemlere baş vurulmaktadır.

TEMPOROMANDİBULAR EKLEM HASTALIKLARININ TEDAVİSİNDE ARTROSENTEZ UYGULAMASI
Kompleks bir yapıya sahip olan temporomandibular eklemde ağrı ve disfonksiyon oluşmasında birçok değişik etyolojik faktör rol oynamaktadır.

Bruksizm, maloklüzyon, travma, eklem yorgunluğu, çiğneme kaslarında spazm, hareketli parçalar arasındaki sürtünme, kondil-disk kompleksi düzensizlikleri, dejeneratif eklem hastalıkları, inflamatuar eklem hastalıkları etyolojik faktörlerden birkaçıdır ve hepsinde izlenen semptomlar da birbirine benzemektedir.

EKLEM YÜZEYLERİNİN YAPISI

  • Eklem yüzeylerinde çok ciddi sürtünme kuvvetleri oluşmaktadır. Bunun zarar verici etkisini önlemek için de bu yüzeylerde etkili bir kayganlaştırma mekanizmasına ihtiyaç vardır.
  • Temporomandibular eklem bölgesinde de elastik bir diskin bulunması, yüksek yüzey enerjisi, bu bölgenin de sürtünmelere maruz kaldığını göstermektedir.
Sinoviyal eklemlerdeki kayganlaştırma mekanizmasında rol alan iki önemli madde vardır:
  • Yüzey aktif fosfolipidler (SAPL)
  • Hyalüronik asit (HA)
YÜZEY AKTİF FOSFOLİPİDLER (SAPL)
Temporomandibular ekleme özgü olan bu fosfolipidlerin bir yanları hidrofobik, bir yanları hidrofiliktir. Çok yüksek yükler altındaki kinetik sürtünmeyi bile çok düşük seviyelere indirebilirler. Eklem yüzeyi boyunca uzanan devamlı bir zincir şeklinde bulunurlar. Vücudun başka hiçbir ekleminde bu kadar uzun fosfolipid zincirleri bulunmamaktadır. Bu da eklem yüzeyinde devamlı ve stabil bir kayganlık sağlamaktadır.
  • Temporomandibular eklem yüzeyinde enflamasyon başladığında, sinoviosit, kondrosit ve osteoblastlardan sinoviyal sıvıya fosfolipaz A2 (PLA2) salınır, bu enzim de fosfolipidlerin yapısı ve mevcudiyetini bozmaktadır.
HYALÜRONİK ASİT (HA)
  • Yaklaşık 12 saatlik bir yarılanma ömrü vardır.
  • Yüksek viskoziteli, yer koruyucu bir maddedir.
  • Doku-lenf-karaciğer turnover mekanizması.
  • Moleküler ağırlığı yüksektir (5x105D)
  • Dokuların arasını dolduran, kayganlık veren, artiküler kıkırdağı koruyucu olarak tanımlanır.
  • Nitzan ve ark.nın 2001’deki çalışma sonucuna göre Hyalüronik Asit fosfolipaz A2’yi inhibe ederek fosfolipidlerin lizisini önler. Bir başka deyişle, eklem boşluğunu doldurmak dışında, kayganlıkta birincil rol oynayan fosfolipidlerin devamlılığının sağlanmasında etkilidir. Hyalüronik Asit arttıkça, PLA2 azalır, bu şekilde de fosfolipid bütünlüğü korunmuş olur
  • Serbest radikallerin olduğu ortamda, HA konsantrasyonu gitgide azalır
Bu bizim için neden önemli?
  • Çünkü, bruksizm vakalarında, dişler sıkıldığında serbest radikaller salgılanır. Bunlar Hyalüronik Asit ile birleşince, HA’nın yapısı bozulur. Hyalüronik Asit artık PLA2’ye engel olamadığı için fosfolipidler parçalanmaya başlar. Bunun sonucunda da eklem yüzeyleri arasındaki kayganlaştırıcı mekanizma tamamen çökmüş olur. Konservatif tedavilere cevap vermeyen kondil-disk kompleksinin yapısal ve fonksiyonel bozukluklarının tedavisi için artrosentez, eklemin pompalanması yöntemi, artroskopi, artrotomi, plikasyon, diskektomi (meniskektomi), diskal implant uygulamaları gibi değişik cerrahi yöntemler uygulanmaktadır. Bunlar arasında konservatif tedaviye en yakın olanı artrosentezdir

Artrosentez, eklem boşluğunun etkin bir şekilde yıkanmasıyla, eklem bölgesindeki adezyonların yıkılmasına ve enflamatuar mediatörlerin uzaklaştırılmasına dayanan bir tedavi metodudur.




TME'de artrosentez işlemi ilk olarak kapalı kilitli hastalarda, sınırlanan mandibular hareketi tedavi etmek amacıyla uygulanan artroskobik lizis ve lavajın başarılı kullanımından doğmuştur. İlk kez Nitzan ve ark. tarafından 1991 yılında tanımlanan artrosentez, daha önceden uygulanmakta olan ekleme enjeksiyon yöntemi ve artroskobik lizis ile lavaja dayanır.

Artrosentez Tekniğinin Endikasyonları ve Kontrendikasyonları


ARTROSENTEZ ENDİKASYONLARI
  • Çene hareketlerini kısıtlayan intraartiküler eklem düzensizliklerinin tedavisinde
    - Yaklaşık 12 saatlik bir yarılanma ömrü vardır.
    - intraartiküler hematom
    - Adezyonlar
    - Akut kapalı-kilit olguları (Closed Lock)
    - Açık-kilit olguları (Open Lock)
  • Çenenin artritik problemlerinde
    - Kronik artrit ve artroz
KONTRAENDİKASYONLAR
  • Peri-aural infeksiyon olanlarda
  • Ciddi sistemik rahatsızlığı olanlarda
  • Hamilelikte
  • Mental rahatsızlığı olanlarda
  • Koopere olmayan hastalarda
  • İlaç bağımlılığı olanlarda
ARTROSENTENTEZİN ETKİSİ
  • Eklem adezyonlarını azaltır
  • Doku artıkları ve kimyasal ağrı mediatörlerini uzaklaştırır
ARTROSENTEZİN AVANTAJLARI
  • % 70 – 90 Başarı
  • Düşük morbidite
  • Düşük maliyet
  • Kolay ve hızlı uygulanabilirliği
  • Düşük operatif risk
  • Lokal anestezi altında uygulanabilirliği
ARTROSENTEZİN DEZAVANTAJLARI
  • Kronik-closed lock olgularındaki başarısı kanıtlanmış değil
  • Tanıya yönelik kullanım alanında kısıtlılık
Artrosentez
  • Artrosentez işlemi, splint ve fizik tedaviyle desteklenmeli, ama fizik tedavi artrosentezi takiben başlamalıdır.
  • İşlemin tekrarı çok sık gerekmemektedir
ARTROSENTEZİN YAPILIŞI
  • Hasta yarı oturur pozisyonda ve baş işlem uygulanılmayacak tarafa döndürülerek pozisyonlandırılır.
  • Kulak ve periaurikular bölge derisi antiseptik bir solüsyonla temizlenir.
  • Aurikulotemporal sinirin blokajı için 0.5-1cc'lik lokal anestezik madde enjekte edilir.


Sato ve ark. üst eklem boşluğuna sodyum hyalüronat enjekte ettikleri hastalarında TME hassasiyetinin büyük oranda azaldığını göstermişlerdir.
  • Üst eklem boşluğunun lavajı sırasında Quinn ve ark.'nın TME bölgesinde ağrıya neden olduğunu gösterdiği prostoglandin E2 ve leukotriene B4 ortamdan uzaklaştırılmaktadır.
  • Hyalüronik asid sinoviyal sıvının doğal yapısında yer alarak ağrıyı azaltmakta ve intraartiküler adhezyonları önlemektedir.
Artrosentezin tedavideki etkinliği tam olarak bilinmemekle beraber, ağrı, disfonksiyon ve ağız açıklığına etkisi açısından artroskobik cerrahiden daha az olduğu istatistiksel olarak gösterilememiştir.




ÖZETLE…
  • Temporomandibular eklem yüzeyindeki kayganlık çok önemlidir.
  • Bu kayganlığın temel öğesi, eklem yüzeyinde bulunan yüzey aktif fosfolipidlerdir. Bunları, fosfolipaz A2’ye karşı koruyan HA da kayganlığı korumaya yardımcı ikincil elemandır.
  • Bunların eksikliğinde sürtünme arttığında, disk deplasmanı, açık kilit, osteoartrit gelişebilir.
  • Tedavi kayganlığı arttırmaya yönelik, adezyonları giderici, yükü azaltıcı splint ve fizik tedaviyle desteklenen artrosentez işlemidir. Bu işlem de i.a.sodyum hyaluronat enjeksiyonuyla desteklenebilir.


Çene Kistleri

ÇENELERDE GÖRÜLEN KİSTLER

Çenelerde dişten kaynağını alan veya almayan çeşitli kistler görülmektedir. ÇENE kistleri bazen hasta tarafından fark edilmeden çok büyük boyutlara ulaşabilirler. Bu nedenle hastaların normal kontrollerinde panaromik diş radyografisi alınmasında büyük fayda vardır
Çenelerdeki kistler çoğu kez diş kaynaklıdır. Diş kökü etrafında oluşabilen bu kistler tedavi edilmezlerse büyük boyutlara ulaşabilirler. Kök ucunda kisti olan hastalarda dişin çekilmesi tedavi için yeterli değildir. Diş çekilip kist kemik içinde bırakılırsa bu kist büyümeye devam ederek büyük hacimlere ulaşmaktadır. Bunun sonucunda ise çok sayıda dişin de çekiminin gerektiği bir durum ortaya çıkabilir.

Hasta 1
Sağ üst çenede şişlik oluşturan odontojenik gelişim kisti Gömük köpek dişide içine alan çene kisti


Kist çıkartılıp gömük diş yerine konmasıÇıkartılan kist

Hasta 2
 
Ağız tabanında tükrükbezi kisti ranulaHastanın tedavi sonrası görüntüsü

Hasta 3
 
Alt çene yarısını içine alan kistTedavi sonrası görüntüsü

Hasta 4
Sol alt yirmiyaş dişinden kaynaklanan kistSol alt yirmi yaş dişinden kaynaklanan kistin tedavi sonrası

Hasta 5
 
Sol alt çeneyi kaplayan büyük bir kist. Gömük yirmiyaş dişi kistin içerisinde görülüyor. Hastanın çenesi nerede ise kırılmak üzeredir.Sol alt çeneyi kaplayan büyük bir kistin tedavi sonrası görünümü. Hastanın Çenesi kırılmadan kist tedavi edilmiştir.

Çene Kırıkları

Çene kırıkları ve tedavisi bu konuda uzman hekimler tarafından yapılmalıdır. Çene kırıklarının tedavisindeki amaç dişlerin birbirleri ile ilişkisini sağlamak (Oklüzyon) ve hastanın en kısa sürede çiğneme ve konuşma fonksiyonlarını geri kazanmasını sağlamaktır. Tedavide farklı yöntemler uygulanabilir. Bunlar teller(şineler), ortodontik braketler ve mini plaklardır. Miniplaklar kullanıldığında hasta birkaç gün içinde çiğneme fonksiyonlarına başlayabilmektedir.

KIRIK HASTALARI İÇİN POSTOPERATİF TALİMATLAR:
Çeneye gelen darbe ile oluşan kırığın tedavisinde şineleme, plak uygulaması ya da ikisinin kombinasyonu uygulanabilir. Çene kırıklarının normal iyileşme süresi 6-8 haftadır. Bu dönemde aşağıdaki talimatlara uymak çok önemlidir:

1. İlaç Kullanımı:
Yaralanmanın cinsine göre doktor tarafından çeşitli ilaçlar verilebilir. Bunları doktorun önerdiği şekilde düzenli olarak kullanmak gerekir. Bazen kırığı antibiyotikle tedavi etmek gerekebilir. Antibiyotiği tam olarak talimata uygun şekilde almak çok önemlidir. Verilen tüm ilaçların sıvı formda olmasına özen gösterilir, fakat bazı ilaçların sıvı formu yoktur. Bunların suda ya da meyve suyunda ezilerek içilmesi gereklidir. Travmadan önce kullanılan bir ilaç varsa bunun mutlaka doktora bildirilmesi gereklidir.

2. Diet:

Yapılan tedavi planı, hastanın yeme şeklini de etkileyecektir. Eğer çeneler birbirine bağlanmışsa hasta sıvı gıda ile beslenmek zorundadır. Ödeme bağlı olarak ilk günler sıvı gıda tüketilirken, ödem dağıldıkça, sütle yumuşatılmış gıdalar da tüketilebilir. Çeneler arası bağlama yapılmamış bile olsa, hastaya 6-8 haftalık iyileşme döneminde çiğneme yapmaması gerektiği mutlaka söylenmelidir. Çiğneme ile vidalar ve plaklar gevşeyebilir. Puding, püre, haşlanmış sebze bu hastalar için ideal yemeklerdir. Hastalara iyileşmeye yardımcı olacak şekilde ve kilo kaybını önlemek için Ensure/Boost/Sustacal verilir. 6-8 haftalık iyileşme döneminde hastanın %10dan fazla kilo kaybı istenmez.

3. Evde bakım:

Ağız hijyeni: Temiz bir ağız iyileşmeye yardımcı olur. Teller etrafı yumuşak bir fırça ile temizlenmelidir. Eğer ağızda insizyon yapılmışsa, doktorunuz ilk iki hafta dikkatli olmanız için sizi uyaracaktır. Bunlara ilaveten daha iyi bir ağız bakımı için doktorunuz size gargara da önerebilir.

Şişlik: Cerrahiden sonraki ilk 48 saat buz uygulamak faydalı olur. Buz plastik bir torbaya konularak 10 dakika tutulup, 10 dakika çekilir. 48 saatten sonra şişliği azaltmak için sıcak uygulamak daha doğru olur. Sıcak bir havlu, sıcak suyla dolu bir şişe yanağa uygulanabilir, tabi bunların yanağı yakacak kadar sıcak olmamasına dikkat etmek gerekir. Şişliğin tamamen yayılması 10-14 günü bulur. İlk 4-7 günden sonra inmeye başlamalıdır. Bu dönemden sonra şişlikte bir artma fark edilirse bir enfeksiyon gelişiyor olabilir, mutlaka doktora başvurulmalıdır.

İnsizyonun bakımı: Kırığın tipine göre, ciltte bir insizyon yapmak gerekebilir ya da ciltteki yaralanmalar dikişle kapatılabilir. Bu yaraların bakımı da enfeksiyon kontrolu açısından ve iz kalmaması açısından önemlidir. Doktorunuz aksini söyleyene kadar, dikişler üzerindeki bandaj dikişler alınana kadar çıkarılmamalıdır. Çıkarsa, dikişlerin ıslanıp kirlenmemesine özen göstermek gerekir. Yara yerine, dikişler üzerine topikal antibiyotik (bacitracin, polysporin) de uygulanabilir. Dikişler alındıktan sonra, insizyon sahası günde iki kez sabunlu su ya da peroksitle iyice temizlenmelidir. Her temizlemeden sonra topikal antibiyotik uygulanabilir. İlk 6 ay yara yeri aşırı güneşten uzak tutulmalıdır. Eğer güneşe çıkalacaksa, yara üzerine koruyucu sürülmeli ve şapka ile gelen güneş minimuma indirgenmelidir.

Aktivite: Yaralanmadan sonra, güncel hayata mümkün olduğunca çabuk gecmek hasta için çok önemlidir. Ameliyatı takip eden ilk iki hafta ağır kaldırmaktan uzak durmada fayda vardır. Yaranın ciddiyetine göre doktorunuz bu süreyi biraz daha uzatabilir. Alınan bazı ilaçlar algılamayı ve refleksleri etkilediğinden, genel anesteziyi ya da alınan son narkotik analjezik maddeyi takip eden ilk 24 saat araba kullanılmamasında fayda vardır. Tedavi süresince hastanın alkol alması da yasaklanmalıdır. Çünkü alkol narkotik analjeziklerle etkileşebilir ve kırık iyileşmesine engel oluşturabilir.

4. Teller ve Braketler:
Ağızdaki teller ve braketler, kırığın immobilizasyonu ve tedavisi için gereklidir. Bir süre sonra bu tellerde hafif gevşeme olması çok normaldir. Eğer aşırı bir gevşeme olursa doktorunuz bir sonraki randevuda telleri biraz sıkıştırabilir. Bu tellerin tamamen çıkması ya da kırılması pek mümkün değildir ama bu tarz bir durumla karşılaşılırsa mutlaka doktora başvurulmalıdır. Bu tellerin kasıtlı bir şekilde kesilmesi enfeksiyon ve hatalı iyileşmeye neden olabilir ve sonuçta enfeksiyona bağlı çene rezeksiyonu gereken bir durumla karşılaşılabilinir. Bu teller dişetlerini ve yanağı rahatsız edebilir, böyle bir durumda doktorunuz size teller üzerine sürülmek üzere mum verecektir.

5. Acil durumlar:

Hastaların sık sık sorduğu sorulardan biri de çenelerim bağlıyken ya hastalanıp kusarsam ne olur sorusudur. Sadece sıvı gıda ile beslenildiğinden çıkacak şey de sıvı olacaktır. Mühim olan panik olmayıp, aşağı doğru eğilmektir. Çok gerekli olduğu düşünülürse teller kesilebilir ama mutlaka en kısa sürede doktor bundan haberdar edilmelidir. Nefes almada güçlük, ateşin yükselmesi, devamlı mide bulantısı gibi durumlarda doktorla bağlantı kurulmalıdır.

6. Takip:

Hasta düzenli olarak takip randevularına gitmelidir. Kontrollerin aksatılması komplikasyonlara neden olabilir. 


Maksiller Sinüs İle İlgili Hastalıklar

MAKSİLLER SİNÜSLE İLGİLİ SORUNLAR
Üst çene kemiği içinde bulunan ve maksiler sinüs adı verilen bu boşluklar üst azı dişlerindeki iltahaba bağlı olarak enfekte olabilirler. Odontojenik sinüzitte denen bu durum ilaçla veya cerrahi olarak tedavi edilir. Üst azı dişlerinin çekimi sırasında bazen bu boşluk açılabilir. Dişi çeken hekim bu durumda gereken önlemi almazsa sinüs ile ağız boşluğu arasında bir açıklık oluşur. Hastanın yemek yeme ve içmesi sırasında ağzına aldığı besinler burnundan gelir. BU duruma oroantral fistül denir. Oroantral fistül oluşmuşsa bu açıklık damaktan veya yanak tarafından yumuşak doku kaydırılarak kapatılmalıdır. Eğer hastanın sinüsleride enfekte ise aynı zamanda sinüzitinde tedavisi yapılmalıdır.


Diş çekimi sonrası oluşmuş Oroantral Fistül. Sinüs açıklığı

SEDASYON VE GENEL ANESTEZİ
Büyük operasyonlarda veya aşırı korkak hastalarda genel anestezi ile hastahane şartlarında her türlü diş tedavisi yapılabilir. Aşırı korkak hastalarda bir anestezist eşliğinde muayenede bilinçli sedasyon yapılabilmektedir. Bu tedavide hasta kendindedir ve uyutulmaz. Kullanılan ilaca bağlı olarak operasyon sonrasında yapılan işlemi hatırlamamaktadır. Yurt dışında çok sık kullanılan bu yöntem aynı sıklıkta olmasa da ülkemizde de uygulanmaktadır.


Gömük Dişler

HASTA 1

Alt çene her iki tarafında gömük yimiyaş dişi olan hastanın 4 sene sonraki radyografisi.
Her iki tarafta da çene kisti oluşmuş.
20 yaş dişinin oluşturduğu çürük ve enfeksiyon
Yirmi yaş dişinin oluşturduğu diş eti absesi

HASTA 2
Yirmi yaş dişleri uzman hekimler tafafından yapılmadığı durumlarda bazen komplikasyonlar oluşabilmektedir. Alt yirmiyaş dişi dil tarafındaki yumuşak dokuya kaçırılmış.

HASTA 3

Hastanın kalmış kökü ve yabancı cismin çıkartıldıktan sonraki görüntüsü
Tedavi sonrası röntgen


Hatalı Ameliyat sırasında dudağın kesilmesi
Hastanın tomografisinde yumuşak doku içindeki frez (yabancı cisim) görülmekte

20 YAŞ (AKIL) DİŞLERİ - AKI DİŞLERİNİN CERRAHİ ÇEKİMİ GÖMÜK 20 YAŞ DİŞLERİ

20 yaş dişleri 3. büyük azı diş olarak da adlandırılırlar. Akıl dişleri azı dişler arasında en büyük olan ve çenelerin en gerisinde kalan dişlerdir. Bu dişler ağızda süren son dişlerdir. 18-24 yaşları arasında ağızdaki yerlerini alırlar. Ama genellikle geç yaşlara kadar çıkmazlar ya da gömük kalırlar.
Bazı kişilerde dört adet 20 yaş dişi vardır, nadiren ise hiç oluşmazlar.
Çoğunlukla 20 yaş dişlerinin sürmesi için ağızda yeterli boşluk yoktur ve birçok 20 yaş dişi gömük kalır ya da tam süremeyerek yarım çıkmış şekilde ağızda dururlar.
Bu dişler çoğunlukla; Diş etrafında Ağrı , Kulak ağrısı, Ağız açmada kısıtlılık gibi şikayetlere neden olurlar. Bazen etraflarında kist oluşabilir bazende öndeki dişin çürümesine neden olabilirler. Yerleri nedeniyle arkada kaldıklarından bu bölge hastalar tarafından iyi temizlenemez ve diş etinde iltahaba neden olabilir.

Antibiyotiklerle bu belirtileri ortadan kaldırmak mümkündür fakat çoğunlukla bu belirtiler tekrarlarlar. Ağız içiyle bağlantı kurmuş olan akıl dişleri, ağızda bazen tamamen, bazen de kısmen görünebilir. Ağrıya, bazen kötü bir tat ve akıntı eşlik edebilir. Bu dişlerin sürmesi genellikle oldukça ağrılı olur ve tamamen sürmeleri uzun zaman alır. Ağrı kesiciler, antibiyotik ve sıcak tuzlu suyla gargara ile genelde problem kontrol altına alınabilir. Her zaman problemli olurlar diye bir şart yoktur, fakat sıklıkla şişlik, hassasiyet, ağrı, ağız açılımında kısıtlılık, kötü ağız kokusu ve kötü tada neden olurlar.

Bu dişler eğer gömükseler bu konuda eğitim almış çene cerrahları tarafından çekilmesinde fayda vardır. Uygun koşullarda 4 dişi gömük olan hastanın dişlerinin hepsi tek seansta çekilebilir.

GÖMÜK 20 YAŞ DİŞLERİ
20 YAŞ DİŞLERİ AŞAĞIDAKİ DURUMLARDA MUTLAKA ÇEKİLMELİDİRLER

  • Enfeksiyon : Dişetinin altında, çıkacak 20 dişinin folikül adı verilen koruyucu bir zarı vardır. Diş sürmeye çalışırken burada ENFEKSİYON meydana gelebilir. Enfeksiyon sonucu dişetleri kırmızı ve şiş olup ağrı yapabilirler. Enfeksiyon ağızda kötü tat ve kokuya sebep our.
  • Ağrı : Sürmekte olan 20 yaş dişinin baskısı sonucu ağrı oluşabilir.
Enfeksiyon da ağrıya yol açabilir.
  • Kist : 20 yaş dişi alınmazsa dişin etrafında kist oluşabilir. Bazı durumlarda hastanın hiçbir şikayeti olmamasına rağmen alınan röntgenlerde gömük 20 yaş dişinden kaynaklanan çok ciddi kist vakalarıyla karşılaşılmaktadır. Kistler kemikte ve diğer diş ve dişetlerinde hasara sebep olurlar.
  • Öndeki dişe zarar verilmesi : Gömük olan 20 yaş dişleri önlerinde bulunan 2. büyük azı dişlerinin köklerine baskı yapıp kökte problem veya dişle temas yerinden geç fark edilen çürüklere yol açabilirler. Baskı fazlaysa ön dişte devrilmeler de meydana gelebilir.
  • Ön dişlerde çapraşıklık : Sürmeye çalışan 20 yaş dişleri öndeki dişlerde çapraşıklığa neden olabilirler. Özellikle ortodontik tedavi sonrası çapraşıklık olmasını engellemek için 20 yaş dişlerinin çekimi tavsiye edilir.
  • Besin gömülmesi : 20 yaş dişleri ağız içerisinde çok arkada oldukları için temizlenmeleri çok zordur. Hem fırça o bölgeye kadar gidemez hem de bulantıya yol açabilirler. Temizlik probleminden dolayı da dişeti hastalığı ve çürük oluşma olasılığı vardır. Bu durumda önemli olan diş 1. ve 2. büyük azı dişleridir. 20 yaş dişleri çekilebilir fakat çiğnemede en önemli dişler olan 1. ve 2. büyük azı dişlerinin sağlığı önemlidir.
  • Başka cerrahi işleme engel olmaları; çene kırıklarında eğer diş kırık hattı üstünde ise çekimi gerekebilmektedir. Ayrıca ortognatik (çenelerin düzeltilmesi ameliyatı)cerrahi işlemlerinde de gömük dişlerin çekimi gerekebilmektedir.
  • Tümör oluşumu; nadirde olsa gömük diş etrafında çene tümörleri oluşabilmektedir.
ÇEKİM SIRASINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR
Gömük dişlerin çekiminin çoğu kez çene cerrahisi uzmanları tarafından yapılmasında fayda vardır. Ameliyatla gömük 20 yaş diş ameliyatı muayenehane lokal anestezi ile uygun koşullarında sorunsuzca çıkartılabilir. Fakat hastaların isteği doğrultusunda bu işlem muayenehanede sedasyon olarak adlandırılan bir anestezi uzmanının yardımı ile yapılabilir. Gerektiğinde de hastane koşullarında genel anestezi altında da bu dişlerin çekimi yapılabilmektedir.

ÇEKİM SONRASI YAPILMASI GEREKENLER
Normal bir çekimde oluşabilecek kanama,enfeksiyon ve ödem riski bu dişlerde de vardır. Komplikasyon riskini en aza indirmek için gerekli önlemler alınır.
Çekim sonrasında:
  • Çekim sonrası ilk 72 saatte ödem (şişlik) olmaktadır. Bunun azaltılması için hastaya çekim sonrası buz kompres uygulaması önerilmektedir.
  • hastalara enfeksiyonu önlemek için antibiyotik önerilir.
  • Alt 20 yaşlarda postoperatif ağrı olur, fakat bu ağrı kesiciler ile kolaylıkla kontrol edilirler.
  • Hasta bir süre yemek yeme ve çene hareketleri sırasında rahatsızlık duyabilir.
OPERASYONUN OLABİLECEK YAN ETKİLERİ
20 yaş diş çekiminde de nadir de olsa bazı komplikasyonlar görülebilir. Bu komplikasyonlar uzman hekimlerin bu işlemleri yapması ile en aza indirilebilir.
  • Hissizlik : At çene dişlerinin köklerinin altından geçen mandibular sinir denen bir sinir vardır. Gömük 20 yaş dişi bu sinire yakınsa veya temas ediyorsa operasyon sırasında sinirde hasar meydana gelebilir. Sinir zedelenmesi sonucu hissizlik meydana gelebilir. Vakaların %10-12sinde birkaç günlük, %1inde birkaç haftalık bir hissizlik olabilir. Çok ender de olsa bazen bu hissizlik kalıcı da olabilir.
  • Alveolit : Diş çekiminden sonra çekim boşluğu kanla dolar ve bölgede kan pıhtısı oluşur. İyileşme bu kan pıhtısının devamlılığı ile olur. Eğer kan pıhtısı bozulursa çekim boşluğu boş kalacaktır ve enfeksiyon kapmaya müsait hale gelecektir.
Bu durum tüm diş çekimleri için geçerlidir. Alveolitin oluşmasını engellemek için yapılması gerekenler şunlardır.
  • çekimi takiben ilk gün ağız çalkalanamamalı , tükürülmemelidir. Hastalar genellikle ağızlarındaki kötü tadın gitmesi için çalkalamak ve tükürmek istemektedirler. Fakat bu yapılmaması gereken bir şeydir.
  • İlk günden sonra çok nazik, ılık tuzlu su veya önerilen gargarayla ağız çalkalanabilir.
  • Operasyon sonrası kesinlikle sigara içilmemelidir.
  • İlk gün sadece bu bölgedeki dişler fırçalanmamalıdır. 2. günden itibaren fırçalama yapmaya başlanılabilir. Operasyon bölgesi de çok nazik olarak fırçalanmalıdır.
  • Enfeksiyon: Antibiyotiklerle tedavi edilirler.
  • Ağız Açmada Kısıtlılık : Yapılan operasyonla ilgili olarak ağız açmada zorluk çekilebilir. Bu iyileşmeyle beraber geçecektir.
  • Kanama : Çok nadir olmakla beraber kanama oluşabilir. Kan pıhtısının bozulmasıyla oluşmaktadır. Kanama olunca yapılacak tek ve en önemli şey kanayan bölgeye irice bir pamuk koyup kuvvetlice ısırmaktır.
  • Sinüs Problemleri : Üst çene dişleri sinüse çok yakındırlar. Bazı durumlarda sinüs açılabilir. Çoğu zaman enfekte olmadan iyileşecektir. Eğer operasyon bölgesine iyi bakılmazsa daha ciddi tedaviler gerekebilir.
  • Dişin çevre dokulara kaçması; dikkat edilmeyen olgularda diş dil tarafına kaçabilir. Hekim bunu çıkartamıyorsa mutlaka bir çene cerrahına hastayı yönlendirmelidir.
KÖPEK DİŞLERİ (Kanin)
Yirmi yaş dişlerinden sonra en sık gömük kalan dişlerden biridir.
Bir çok hastada süt köpek dişinin düşmediği ve kalıcı köpek dişinin gömük olduğunu görülmektedir. Böyle bir durumda aşağıdaki tedavi seçenekleri uygulanabilir.
  • Köpek dişinin çekilerek oluşan boşluğun köprü veya implant ile restorasyonu
  • Köpek dişinin çekilerek olması gereken yere konulması. Reimplantasyon denen bu operasyon gömük dişe zarar vermeden çıkartılması durumunda yapılabilmektedir.
Ortodontik tedavi ile beraber bu dişin üzerine braket(metal zincir) yapıştırılarak diş kendi yerine çekilmeye çalışılmaktadır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder